Rojava Devrimi Üzerine Stratejik Bir bakış.
Rojava Devrimi Üzerine Stratejik Bir bakış.
HAKI TEKIN
Rojava Devrimi, 21. yüzyılın ilk büyük devrimsel atılımı olarak, yalnızca bölgesel bir model değil, aynı zamanda demokratik sosyalist teorinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılan tarihsel bir aşamadır. Bu devrimi anlamanın temel koşulu, onu yalnızca Suriye iç savaşının yarattığı kriz ortamının ürünü olarak değil, Önder Apo’nun on yıllara yayılan örgütsel, zihinsel ve halk çalışmasının sonucu olarak bakmak gerekir.
Devrimin oluşum sürecinde içsel devrim ile dışsal konjonktürün etkileşimi kilit rol oynamıştır. Ancak bu denge doğru kurulmayan her devrim gibi, krize dayalı kazanımlar üzerinden ilerlediği oranda kırılganlaşma riski taşır. Burada rojava devrimin önemli kılan fark, dışsal krizi devrime çevirmekle kalmamış, aynı zamanda içsel dönüşümün kapasitesini de açığa çıkartmıştır. Fakat temel sorun bu kapasite ve devrim ne kadarı toplumsallaştı ne kadar öz örgütlenmeye dönüştü? Bu nedenle Önder Apo’nun uyarısı nettir, “Krizle gelen, krizle gider.”
Rojava ’da ortaya çıkan devrimsel atılımın zemininde, özgürlük mücadelesinin 1980’lerden itibaren kurduğu örgütlü yapı, eğitim çalışması, toplumcu eylem-siyaset deneyimi ve ulus bilinciyle birlikte bir direniş vardır. Bu, toplumsal hafızayı şekillendiren derin bir iç dinamik anlamına gelir. Ancak 2011’deki Suriye krizi bu birikimi bir fırsata dönüştürmüştür. Esad rejiminin saldırıların ana hedefi haline gelmesi ve oluşan askeri, siyasi dengelerden kaynaklı boşluk, toplumsal irade ile doldurulmuş, halk meclisleri, kadın örgütlenmeleri ve savunma güçleri ile demokratik özyönetim modeli hayata geçirilmiştir.
Bu yönüyle Rojava Devrimi, dışsal bir krizden değil, içsel bir örgütlenme sürecinden doğmuş bir devrimdir. Fakat krizin sunduğu stratejik olanaklar, özellikle DAİŞ’e karşı verilen mücadelede uluslararası desteğin alınması, bu süreçlerde zamanla devrimin kendi içsel çizgisini zayıflatmış, toplumsal öz güç zayıflamış dış aktörlerle kurulan ilişkiler bir tür bu dengeyi bozan bağımlılığı geliştiren ilişkilere dönüşme riski yaratmıştır.
Devrimler, içsel dönüşümün meyvesidirler. Rojava devrimi, dışsal koşullarla başlasa da, içsel bir toplum devrimine dönüşmedikçe kalıcı olmaz. Krizle gelen, eğer zihniyetle birleşmezse, krizle gider.
“Krizle Gelen Krizle Gider” Ne Anlatır?
Bu söz, sosyalizmin ve devrimlerin ancak halkın içsel birikimiyle, toplumsal dinamiklerin öz savunma örgütlülüğüyle, yerel demokratik katılımla, ekonomik örgütlülükle, kadın öncülüğünde, kültürle, ahlakla ve bilinçle örgütlendiği takdirde kalıcı olacağını gösterir. Dışsal krizler katalizör olabilir, ama devrimin gerçek zemini halkın iç dinamikleri ve örgütlülüğüdür. Eğer devrim bir dış krizin boşluğuna yaslanır ve bu boşluk dolduğunda içsel örgütlenme zayıf kalırsa, çöküş kaçınılmaz olur.
Rojava Devrimi, hâlâ çözülmemiş bir süreçtir. Başarı, yalnızca dış düşmanlara karşı savunma ve dışa yaslanma ile değil, halkın kendi içsel dönüşümüne öncülük etmesiyle mümkündür. Bu nedenle, Devrimin öz güce dayalı karakteri yeniden inşa edilmelidir, Dış aktörler göz ardı edilmez ama esas olarak , inanç ve kimliklerin özgürleşme zeminini oluşturarak halk meclislerine, komünlere, kadın öncülüğüne, öz savunma gücüne ve yerel inisiyatiflere yaslanmalıdır.
Rojava devrimi içten doğmuşsa kalıcıdır, Dışsal destek, zihniyet ve öz örgütlü güçle birleşmezse kırılgandır. Kalıcılık, devrimsel ruhun halkın kolektif hafızasında yer etmesi ve tepeden tırnağa örgütlenmesiyle mümkündür. Bu da ancak halkla birlikte, halkın içinde ve halk için yürütülecek bir içsel örgütlenmeyle başarılabilir.
Bugün, üçüncü dünya savaşı koşullarında rojava, bir modeldir, ama aynı zamanda bir sınavdır. Kapitalist modernitenin çöküşe doğru evrildiği bu tarihsel eşikte, rojavanın başarısı, demokratik sosyalist paradigmanın uygulanabilirliğinin en somut göstergesi olacaktır. bu nedenle, mesele yalnızca rojavanın korunması değil, rojavanın içeriden yeniden ve yeniden kurulmasıdır.