Muzaffer Ayata
Her kahramanlığın bir bedel istediğini bilmeliyiz. Büyük değerlerin, toplumla ilgili hususların kabul edilmesi, toplumun onlara saygı göstermesi, kendine örnek alıp, amaç edinmesi ve bu yolda yürümesi için büyük bedel, akıl, bilinç ve emek lâzım. Bunlar kendiliğinden ortaya çıkmaz.
PKK’den önce de Kürtler vardı. Halk Kürtçe konuşuyordu. Asimilasyon o kadar gelişmemişti. Devlet de kendini o kadar organize etmemişti. Fakat Kürtlerin adı yoktu. Kürtlere ait özel günler yoktu. Yine dost ve düşman onları fazla dikkate almıyordu. Yani Kürtleri kendilerine ait görüyorlardı. Kürtlere bir eşya ve araç gibi bakıyorlardı.
Fakat günümüzde dost ya da düşman olsun herkes Kürtleri dikkate almak ve göz önünde bulundurmak zorunda. Çünkü Kürtlerin gücü ve örgütleri var. Konuşabiliyor, kabul edip, reddebiliyorlar. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Rojava’da DAİŞ’a karşı Kürtlerle ittifak yaptı. Türk devleti, ABD’ye “Onlarla ittifak yapmayın. Onlar teröristtir, PKK’lidir. Sana ne lâzımsa biz yerine getirelim” dedi. Hatta Türk devleti, daha önce ABD’yle birlikte “Eğit-Donat” projesi çerçevesinde Suriye rejimine karşı savaşanlara eğitim veriyordu. Bu eğitimi alanların çoğu daha sonra DAİŞ ve diğer çetelere katıldı.
ABD, Kürtlerin işlerinde ciddi, belli bir düşünce, dava ve ideolojiye sahip olduğunu gördü. Bu nedenle, DAİŞ’a karşı mücadelede Kürtlerle yürümeyi tercih etti. Zaten Kürtler olmazsa ABD Suriye’de kalamaz. Kürtlerin dışında bir yanda dinci ve milliyetçi gruplar, diğer yanda da Baas rejimi bulunuyor. Bu nedenle ABD bu konuda kendini başka bir güce dayandıramaz. Kürtler PKK öncülüğünde mücadele yürütürken, ideolojisi halkların birliği ve çıkarları temelindedir. Anlayışlarında hile ve aldatma yoktur. Öncü ve savaşçıları da böyledir. Fakat eski ABD Başkanı Trump, Serêkaniyê’ye ilişkin Türk devletiyle uzlaştı. Onlarla olan ideolojik mücadelemiz ayrı bir konu, lâkin Kürdistan Özgürlük Hareketi, ABD’ye herhangi bir kötülük yapmış değil. PKK’yi “terörist örgütler” listesine alıp, bize karşı geliştirilen savaşta Türk devletini destekliyorlar. PKK’nin tasfiyesine “hayır” demiyorlar. Yani bu konuda ortaktırlar. Fakat Suriye’de Kürtlere ihtiyacı var.
Kuzey Doğu Suriye’de ABD güçleri QSD ile oturup, tartışıyor, DAİŞ’a karşı ortak operasyon düzenliyorlar. Mücadelede hem çelişki ve hem de ilişkiler var. Yani yol öyle düz değil. Her şey ne ak ne de karadır. Bilinçli olanlar kendilerine yol açıp, mevcut olanak ve fırsatlardan yararlanırlar. Siyaset için, “Olanaklardan yararlanma sanatı” deniliyor. Yani siyaset bu şekilde tanımlanıyor. Olanaklardan yararlanmayı bilmezsen siyaset yapamazsın ve kaybedersin.
Olanaklardan nasıl yararlanabiliriz? Olanakları nasıl geliştirebiliriz? Örneğin Türk devleti mevcut fırsat ve olanaklardan yararlanıyor. Bu konuda çok gelişmiş. Rusya ve ABD arasındaki çelişkilerden nasıl yararlanmaya çalıştığına dikkat edin. Rusya ile Efrîn’i, ABD ile de Serêkaniyê’yi işgal etti. Her iki tarafla da ilişki kurdu. Şimdi de Ukrayna savaşında NATO, ABD ve Rusya karşı karşıya gelmiş durumda. Türk devleti bundan da faydalanmak istiyor. Bu temelde Rojava’da başka bir yeri işgal etmek istiyor. Diğer yandan da Güney Kürdistan’a yönelik saldırılarına devam ediyor.
Belirttiğimiz gibi, siyaset ve mücadele düz bir çizgi şeklinde değildir. Saldırı, darbe yeme, kaybetme, düşme, yeniden ayağa kalkma var. Fakat insan düştüğünde ayaklar altında kalmamalı. İnsanda ayağa kalkma ve mücadele etme gücü olmalı. Yani insanın pes edip, teslim olmaması gerekir. Çoğu kez eğer ders çıkartabilirsen, kaybetme kazanma vesilesi olabiliyor. Dünyanın hiçbir yerinde başarı düz bir şekilde ilerlemez. Bunları bilmek gerekir. Dolayısıyla anlayış, bilinç, akıl ve sabrımızın gelişkin olması lâzım. Eğer çok basit düşünürsek ve düşünce dünyamız küçükse, biz de küçük şeylerle uğraşmak zorunda kalır, onları gerekli olmadığı halde büyütürüz. Ardından içinde boğulur gideriz. “Arkadaşlar neden eksikliklere giriyor, neden böyle yapıyorlar? Neden toplum böyle hareket etmiyor? Filan kişi neden şöyle davrandı?” gibi konularla uğraşırız. Yani falan filân şeylere bakar, “ne yapabiliriz, neler gerekli” gibi hususlarla ilgilenemeyiz.
Geleceği görenler bizi bu günlerimize ulaştırdı. Örneğin Önder Apo ve bizler Mazlum arkadaşın kişiliği, karakteri ve eylemi üzerinde duruyoruz. Bazı insanlar vefat ediyor ya da şehit oluyorlar. Sonra unutuluyor. O insanların ismi de fazla bilinmiyor. Bu insanın onları küçük gördüğü anlamına gelmez ama eğer bu insanları kimse eğitim, roman, gazete, film ve belgesel konusu yapıp, isimlerini yaşatmazsa unutulurlar. Önderlik sürekli Mazlum Doğan, Kemal Pir, Mahsum Korkmaz (Egid) ve diğer öncü arkadaşlara ilişkin kadrolarımızın eğitim görmesini istiyordu. Bu arkadaşları bir kitap gibi önümüze koyup, onları okuyup, öğrenmemizi istedi.
Mazlum Doğan arkadaş da genç bir öğrenciydi. Apocu harekete katıldı. Şehit düştüğünde Önderlik, “Mazlum Partidir” dedi. Önderlik Mazlum arkadaşı böyle tanımladı. Mazlum Doğan kendini birçok yönden geliştiren bir arkadaştı. Parti için ne gerekiyorsa yapıyordu. Merak ediyor, araştırıyor, okuyup arkadaşlarla paylaşıp, tartışıyordu. İnsanları Parti saflarına katıyor, geliştiriyor, onlara ruh ve moral veriyordu. Yine insanları dava, mücadele ve ülkeye bağlıyordu.
Dikkat edilirse bazı insanlar ipi kopmuş tesbih gibi bir yerlere dağılmış durumda. Bir ailede bile herkes yan yana durmuyor, birbirini dinlemiyor, aynı şekilde davranmıyor. Kimisi için, “dağılmış, kendini dağıtmış” deniliyor. İnsanın kendini hem olumlu yönde toparlaması hem de kendini güçlendirip, bunu diğer insanlarla paylaşması, çevresini aydınlatması lâzım. Örneğin lamba ışık veriyor, bu sayede birbirimizi görebiliyoruz. İnsan da böyle olmalı. Yani insan etrafına ışık verip, aydınlatmalı.
Mazlum arkadaş şehit olduğunda 27 yaşındaydı. Aslında çok gençtir. Siyaset, mücadele ve tecrübe konusunda o kadar birikim sağlayamamış, ama çok hızlı br şekilde öğrenip, yanıt olabiliyor. Dönemin ruhunu yakalıyor. Zaten önemli olan da budur. Neyin gerekli olduğu, neyle karşı karşıya kalacağın, ne yapacağın, burada ortaya çıkıyor. Yani duruşun bunu tayin ediyor.
Yaşamımızı gözden geçirdiğimizde, bazen ortaya çıkan olay ve gelişmelere ilişkin karar aldığımızda, bu karar hayatımızı belirliyor. Tarih ve toplum seni beklemez, senin keyfine göre davranmaz. Düşman seni zindana koymuş, kuşatma altındasın. Ya ölüm ya da ihanet vardır. Makas gittikçe daralırken, şansın kalmıyor.
Mazlum arkadaş böyle bir atmosferde ne yaptı? Zulme karşı bir fedai gibi durmayı, Newroz’a denk getirdi. Mazlum tarih bilincine sahip bir arkadaştır. Bin yılların tarihini o anla bütünleştiriyor. Onunla bir oluyor. O ruhu alıyor. M. Hayri Durmuş arkadaş Mazlum arkadaş şehit olduktan sonra, bize bir not gönderdi. Tabii ki bu da büyük bir sorumluluktur. Zindanda kurşun gibi ağır bir hava vardı. Biz de hücrelerde çaresiz bir durumdaydık. Bir şey yapamıyorduk. Hepimizin çok sevdiği Mazlum arkadaşın Parti için büyük bir kayıp olduğunu biliyorduk. İşte M. Hayri Durmuş arkadaş böyle bir ortamda kendisinin ve bizim de şehit olabileceğimiz, fakat sağ kalacak arkadaşların durumu Partiye ve arkadaşlara iletmesi gerektiği bilinciyle gönderdiği notta, “Mazlum arkadaşın eylemi tarihi bir eylemdir. Mazlum arkadaş bize büyük bir mesaj verdi. Bunu başka bir şekilde değerlendirmeyelim. Kimse farklı bir anlam vermemeli” diyordu. Parti ve Önderlik de bu temelde tanımlayıp, değerlendirdi.
Batman’da çalışmalar yürütüp, Egid arkadaşı Parti saflarına katan Mazlum arkadaştı. Bu da çok dikkat çekicidir. Bir insanı kazanıp, onunla arkadaşlık ediyor. Sağlıklı ilişkiler geliştirip, sağlam bir temel atıyor. Egid arkadaş da bu çizgi, ilişki ve temel üzerinde çok sağlam ve sadık bir şekilde hareket edip, yürüyor.
Birçok kişi Önderliğin yanına gitti. Önderlik onları eğitip, ülkeye gönderdi. Bunlardan bazıları daha yoldayken kaçıp gitti. Kimisi sonradan ihanet etti. Lâkin bazıları da dava insanıdır. Söz ve davalarıyla bütünleşiyorlar. Davalarına böylesine bağlı insanlara ilişkin bir şeyler dinlediğimizde çok mutlu oluyoruz. Onları merak edip, sürekli onlardan bahsedilmesini istiyoruz.
Hepimiz çocukluğumuzdan biliyoruz. Büyüklerimiz bize bir hikâye ve öykü anlattıklarında dinliyorduk, hoşumuza gidiyordu. Başka bir dünyaya gidiyorduk. Şimdi de kahramanlarımızdan bahsedildiğinde mutlu oluyoruz, hoşumuza gidiyor. Bu nedenle unutmakla büyük arkadaşlıklar, büyük şahsiyetler oluşmaz. Onları takip etme, onlarla bütünleşmeyle birikim ortaya çıkar ve oluşur. Elbette cesaret ve fedailik kahramanlık için yeterli değildir. Bir kahraman gibi tanımlanabilmen için sadece ölüm yetmez. Bundan daha fazlası gerekir. Örneğin dünyada en fazla insan öldürten, dünya savaşına neden olan ve bunun öncülüğünü yapan Hitler’dir. Tüm Almanya’yı kontrolü altına almıştı. Askeri güçleri Stalingrad’a kadar gitmişti. Fakat tarih Hitler’i kahraman ilan etmiyor. Yani Hitler kahramanlık sayfasında geçmiyor. Faşist ve insanlığa karşı bir kişi olarak tanımlanıyor.
Kahramanlığı tanımlamak ya da doğru bir şekilde anlamak için, insanlığın hizmetinde olması ve toplumları ileri götürmesi gerekir. Yani iyi ve olumlu şeylerin yapılmış olması lâzım. Kötülük ve zulüm yapan kahraman olamaz. Böyle biri katil, faşist, diktatör ya da başka bir şey olur. Örneğin Saddam Hüseyin de cesaretliydi. İran’a karşı savaştı, ABD’ye karşı durdu. Fakat neticede kaybetti ve kimse, “Saddam Hüseyin kahramandır” demedi. Saddam’ın gücü ve hükmü oldukça fazlaydı. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce insanı ölüme gönderdi. Dikkat ederseniz, biz Mazlum ve Egid arkadaşa, “Kahraman” diyoruz, ama Saddam’a “kahraman” demiyoruz.
Egid arkadaş yüz binlerce insanı Partiye ve savaşa katmış değil, yine büyük savaşlar da yapmamış. Fakat önemli olan toplumların önünü ne kadar açtığı, insanlık değerleriyle ne kadar bütünleştiği ve ne kadar gelişme yarattığıdır. Kahramanlık buradan geçiyor.
Kürt halkı Newrozlaştı
Her zaman Beritan ve Zilan arkadaşları anıyoruz. Savaşta Beritan arkadaşın mermileri tükeniyor. Düşmanın ve işbirlikçilerin eline geçmemek için kendini uçurumdan atıyor. Zilan arkadaş da Partiye yeni katılmıştı. Fakat bu arkadaşların temsil ettiği değer ve dava; ihanete, iktidara ve ataerkilliğe boyun eğmeyen ruh ve şahsiyetleri vardır. Başkaldırıp, isyan ediyorlar. Reddetme hisleri güçlüdür. Kabul edip, inandıkları değerler için ölüme gidebiliyorlar. İşte bu yoldaşlar kahramanlık değerlerini temsil edip, öyle anılmayı hakediyorlar.
PKK sadece propaganda, ajitasyon ve sloganlarla yürümedi. Bu hususlar sol-sosyalist hareketlerde var. Türkiyeli sol-sosyalist hareketleri tanıyoruz. Onların bu yönü güçlüdür. Çok slogancıdırlar. Çok büyük sözler ediyorlar. Örneğin bizi beğenmiyor, milliyetçi olarak görüyorlar. “Biz sosyalistiz” diyorlar. Sosyalisttirler, ama marjinal kaldılar! Halk ve emekçilerle pek ilişkileri yok. Ayrıca faşizme karşı fazla bir etkileri kalmadı. İddia sahibi olmak iyidir, fakat iddiaya göre yaşam, örgütlenme ve çalışma gerekiyor.
Apocular bu söz konusu sol-sosyalist grup ve hareketler gibi değildi. Apocuların iddiası büyüktü. Sözleri de öyle. Ama şekli ve slogancı değillerdi. Havariler gibi gece gündüz mütevazi bir şekilde çalıştılar. Bu çalışmalarla ayakta kalıp, insanları etraflarına topladılar. İnanç ve güç ortaya koyup, güvenirliklerini kanıtladılar.
Egid arkadaş Batman’da herkes gibi ailesiyle birlikte yaşayan ve çalışan birisiydi. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne katılıp, 15 Ağustos Atılımı için hazırlıklar yaptığında etrafında yüzlerce, binlerce kişi yoktu. Ortada büyük bir taktik deneyim ve birikim yoktu. Fakat buna rağmen 15 Ağustos Atılımı’nın mesajı ve gösterilen cesaret muazzamdır.
12 Eylül darbesinin bir dozer gibi toplumun üzerinden geçtiği, tüm örgütlerin dağıtılıp, tasfiye edildiği, Kürt halkının sindirildiği bir süreçte Kürdistan’a dönüp, Türk devletin militarizmi, bin yıllık zihniyeti ve NATO’ya bağlı ordusuna karşı böyle bir atılım gerçekleştirmek öyle sıradan bir olay değildir. Sosyolog-Yazar İsmail Beşikçi 15 Ağustos Atılımı’nı “İlk Kurşun” olarak tanımlarken, “Aslında Kürtler kurşunu kendi korkularına sıktılar” diyordu. Egid arkadaş 15 Ağustos Atılımı’na öncülük eden arkadaşlardandır. Bu atılım Kürdistan’da bir ekol, stil, tarih, yol ve tarz oluşturdu.
Kürdistan’da eskiden peşmergecilik çizgisi vardı. Güney Kürdistan’da savaşan ve tanınan peşmergeydi. Kuzey Kürdistan o da yoktu. Türkiye’de sol-sosyalist hareketler vardı. 1971’de askeri muhtırayla ordunun müdahalesi oldu. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya gibi sosyalist öncüler katledildi. Böyle bir atmosferde 1973-74’de Önderlik ortaya çıktı. Önder Apo, o dönemde örgüt kurup geliştirdi. Önderlik katledilen sosyalist önderlerin cesaret ve atılımcı ruhlarına bağlı kalıp, mücadele yürüttü. Bu nedenle, “PKK atılımcı bir harekettir” diyoruz. PKK’nin ortaya çıkışı bu temeldedir. Önderlik PKK’yi bu esas üzerinde kurdu. Mazlum ve Egid gibi öncüleri mücadele saflarına kattı.
Egid arkadaş gerilla içinde Önderlik çizgisini esas aldı. Egid arkadaş Önderlikten aldığı fedakârlık, cesaret, sevgi, sadakat, sözüne bağlılık gibi manevi moral ve insanlık değerlerini, eğitimi Kürdistan Özgürlük Hareketi saflarında geliştirdi.
Egid arkadaş şehit olduğunda Kesire Önderliğe, “En güvendiğin kişi olan Mahsum Korkmaz da gitti. Şimdi ne yapacaksın?” diyor. Kesire akıllı bir kadındır. Yani Önderliğe “Senin çizgini yürüten Egid’ti. İşte o da gitti. Senin gerilla savaşın tasfiye oldu. Kanatların kırıldı” demek istiyordu.
Kemal Pir ve Egid arkadaş Filistin-Lübnan sahasında birlikte kalmışlardı. Eğitim ardından 1980’de müdahale amaçlı Kuzey Kürdistan’a gelmişlerdi. Kemal Pir arkadaş yakalandığında Egid arkadaşla aynı araçtaydılar. Yolda askerler kontrol noktası kurmuş. Bu nedenle seyir halindeki araçtan atlıyorlar. Egid arkadaş uzaklaşıyor. Fakat Kemal arkadaş atlarken bayılıyor. Karanlık olduğu için Egid arkadaş Kemal arkadaşın bayıldığını bilmiyor. Yani Kemal arkadaşın da uzaklaştığını düşünüyor. Şüphelenen askerler geldiğinde Kemal arkadaşı baygın halde buluyorlar. Aslında eğer bu tutuklama olmasaydı gerilla çizgisi ve savaşı farklı bir şekilde gelişecekti. Kemal arkadaş ideolojik kapasitesi güçlü ve sosyalist bir kültüre sahipti. Önderliğin ruhunu temsil ediyordu. Kemal arkadaş aslen Kürt değildi. Kürtçe bilmiyordu.
Kemal, zindanda Egid arkadaş için, “Egid özlüdür ve onda bir cevher vardır. Bir şeyler yapacak” diyordu. Zindanın o ağır koşullarında bile Kemal arkadaş, Egid arkadaştan umutluydu. Hareketimiz içinde kritik ve tehlikeli bir durum olduğunda görev için ilk akla gelenlerden birisi Kemal arkadaştı. Kemal hiçbir engel tanımıyordu. Hareketli, cesaretli ve aktif bir arkadaştı. Kemal hiçbir çalışmada, “Hayır, olmaz” demedi. Hem teorik olarak kendini çok geliştirmişti hem de ajitasyon yönü çok güçlüydü. Su gibi akıyordu. Durdurulamayan, çok yönlü bir arkadaştı.
İşte kahramanlık davaya ve mücadeleye bağlılık, Önderlik ve arkadaşlarla bütünleşme, aklını ve fikrini özdeş kılmakla ortaya çıkar. Şüphesiz PKK saflarında binlerce kahraman ortaya çıktı. Kahramanlık bir çizgi ve kültür haline geldi. Ayrıca kahramanlık sadece Partideki arkadaşlarla sınırlı kalmadı. Binlerce insan bu yolda yürüdü. Artık ulus düzeyinde kahramanlıklar ortaya çıktı.
Dünyada o kadar emperyalist, faşist devlet ve iktidarlar Kürtler üzerinde çeşitli hesaplar geliştiriyor. Her türlü soykırım, katliam, göçertme, tutuklama, işkence ve savaşı Kürtlere karşı geliştiriyorlar. Tüm bunlara karşı eğer Kürtler hâlâ direnip, ayakta kalabiliyorsa, bu kahramanlık olarak tanımlanabilinir. Yani bu öyle sıradan bir şey değildir.
Bu temelde Kürt halkı artık Newrozlaştı. Newroz neydi? Direniş, özgürlük ve zulmün yıkışılıydı. Newroz, toprağına, kültürüne ve yaşamına sahip çıkmaydı. Eğer Newroz’un anlamını iyi bilirsek, Kürtlerin hangi değerleri temsil ettiğini de biliriz. Kürt halkı sadece Newrozlaşmadı, Ortadoğulaştı da. Kürt halkı demokratik ulus projesiyle Ortadoğu’nun direniş kültürünü, zenginliğini ve tüm toplumlarını kucaklıyor. Moral ve cesaret verip, tüm tecrübelerini onlarla paylaşıyor.
Sömürgeciler ve işbirlikçileri bize karşı sansür uygulayarak, sesimizin diğer toplumlara ulaşmasını engellemeye çalışsa da Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin gelişmesini önleyemezler. Tüm eksiklik ve yetersizliklere rağmen zafere ulaşma mücademiz gelişmeye devam edecek.
PKK dünyanın en tehlikeli örgütü olarak tanımlandı. Böyle ilan ettiler. Türk devleti, “PKK dünyada en tehlikeli terör örgütüdür” diyor. Peki Kürtler ne yapmış ki o kadar tehlikelidir? Hiçbir ülkeyi işgal etmemişler. Hiçbir yerde katliam yapmamışlar. Fakat Türk devletinin yüzyıllık planını bozdular. Onlar için en büyük tehlike işte budur. Yani Türk devletinin, “Tek millet, tek dil, tek devlet, tek bayrak” planın boşa çıkardılar. İşte bu nedenle PKK’yi dünyada en büyük tehlike olarak lanse ediyorlar.
Dikkat edilirse Türk devleti Ukrayna, Rusya, İsrail, ABD, Afrika ülkeleri, DAİŞ, El Nusra ve Taliban gibi örgütlerle görüşmeler yapıp, ittifak geliştiriyor. Fakat Kürtlerle oturup, konuşmuyor. Eğer Kürtlerin desteği ve yardımı olmasaydı, Türkiye’de devlet ve cumhuriyeti kuramazlardı. Yüz binlerce Kürt genci onlar için askerlik yapıyor. Milyonlarca Kürt çocuğu okullarında okuyor. Bizzat kendileri, “O kadar Kürt ve Türk birbirleriyle evlenmiş. Biz artık bir olmuşuz” diyorlar. Lâkîn Kürtleri en büyük düşmanları olarak görüyorlar. Tüm bu ittifakları Kürtleri imha etmek ve boğmak için geliştiriyorlar.
Bu milliyetçilik ve ulus-devlet çok tehlikeli bir zihniyettir. PKK bu zihniyete karşı duruşu ve savaşı temsil ediyor. PKK aynı zamanda bu zihniyete karşı milliyetçilik ve dincilik temelinde değil, insanlığın en en büyük değerleriyle, sosyalizm düşüncesi, komünalizmle mücadele etme cesaretini temsil ediyor. PKK kadroları ve PKK’yle ilişki içinde olanlar, bu değerlerin ne olduğunu bilmeli. Buna hem anlam vermek hem de kendimizi bununla yetiştirip, sağlamlaştırarak, güçlendirmemiz lâzım. Eğer böyle olmazsa her zaman sömürgeci ve işgalcilere karşı zayıf durumda kalırız. Yine ruhsal bakımdan sürekli yetersiz, ezik ve kendimize karşı güvensiz oluruz.
Düşman bizden korkuyor. Dünyada birçok halk, parti, örgüt ve toplum bize karşı sevgi doludur ve sempati duyuyor. Onlara umut veriyoruz. Mücadele ve duruşumuz onlara güven ve inanç veriyor. Dünyanın her yerinden insanlar Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Aynı zamanda enternasyonalist bir hareket olduk. Daha önce düşünsel ve ideolojik olarak enternasyonalizmi savunuyorduk. Kendimizi onun bir parçası olarak görüyorduk. Bu husus günümüzde fiili olarak gerçekleşti. Aynı zamanda hâlâ layık olduğumuz konuma ulaşamadığımızı da biliyoruz. Biz hem ülke dışında tam olarak kendimizi tanıtıp, örgütleyemiyoruz hem de büyük devletlerin medya ve propaganda makineleri ya bizi görmüyor ya da bizi karalayıp, kötü gösteriyorlar. PKK dendiğinde, akıllarına terörizm geliyor. Bizi terörizmle bir görüyorlar.