Suriye’nin yüzyıllık serüveni ve Kürtler

0

RAUF KARAKOÇAN

Suriye’nin geleceğine ilişkin Kuzey ve Doğu Suriye özerk yönetiminin politik hattının tartışmaya açılması, çözüm perspektifinin hayat bulması, birlikte yaşam için demokratik idari sistemin kurulması, kalıcı barışın sağlanması bağlamında Suriye sorununu çözüme kavuşturulması konuları giderek önem kazanmaktadır. Suriye sorununa çözüm ararken, geçmiş tarihi perspektiften bakmak yaşanmışlıklardan dersler çıkarmak için gereklidir. Bölgesel altüst oluşlar, dış işgaller, küresel güçlerin hegomonik yaklaşımları, iç bünyedeki dini, etnik çelişkiler, monarşiye dayanan iktidarları, ideolojik altyapılarını, ulus devlet karakterlerini göz önünde bulundurmakta fayda vardır. Suriye birçok açıdan baz alınarak Ortadoğu’nun en kilit ülkelerinden biri olması nedeniyle tarihi geçmişine kısaca da olsa değinmek sorunun çözümüne katkı için gereklidir. Suriye’nin yüz yıllık geçmişini üç temel dönemde ele alarak bakmak belki daha doğru olacaktır.

 

Fransa sömürgesi olarak Suriye

Bilâdu’ş-Şam olarak anılan günümüzün Suriye’si yaklaşık 400 yıl Osmanlı (1516-1918) egemenliğinde kaldı. İngiltere ve Fransa arasında 1916 yılında imzalanan Sykse-Picot anlaşmasıyla Suriye (1920-1946) Fransız sömürgesine geçti. Fransızlar kendisi için tehdit olarak gördüğü Arap Suni çoğunluğuna karşı Suriye’de Nusayri, Hıristiyan ve Dürzî azınlıkları destekleyerek Manda sistemini sürdürmek istedi. Dini ve etnik gurupları birbirlerine karşı kullanarak denetim sağlamaya çalıştı. Bu dönemde Kürtler azınlık olarak bile kabul görmemiş, büyük çoğunluğu vatandaşlık statüsünde dahi sayılmamıştır.

26 yıl Fransa işgalinde kalan Suriye ikinci dünya savaşıyla birlikte Ortadoğu’da meydana gelen siyasi sistem değişikliğiyle birlikte yeni bir biçim kazanmıştır. Ortadoğu’da Irak, Lübnan, Ürdün gibi ülkelerle birlikte Suriye’de bağımsızlığına kavuşmuştur. Fakat dönemin siyasi yetersizlikleri, ekonomide ki zayıflıklar, İdari yapının monarşilerde olması, bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemiştir.

Fransa sömürgeciliğin temel yaklaşımı, sömürgeciliği derinleştirmek ve kalıcı hale gelmek için Suriye’nin temel çelişkilerinden yararlanma, böl-parçala-yönet taktiğine uygun davranmaktır. Arap Suni çoğunluğa karşı azınlıklara yatırım yapması ve onların iç çelişkilerine dayanarak manda sistemini devam ettirmesi temelinde olmuştur. Bugün Suriye’de %10 luk nüfuslarıyla azınlık durumunda olan Arap Aleviler (Nusayriler) iktidarda ise bunda Fransa’nın hatırı sayılır derecede payı vardır.

Fransa’nın 15 Nisan 1946 da bölgeden çekilmesiyle birlikte iki gün sonra yani 17 Nisan’da bağımsızlığını ilan etti. Bölgenin kaos ve karmaşasında Suriye’de nasibini almıştır. Bağımsızlık dönemi bir nevi darbeler dönemidir. Monarşi iktidarların denetiminde Arap ulus milliyetçiliğinin geliştiği bu yıllar da ulus devletin temel taşları da atılmış oldu. Suriye darbeler ülkesi olarak kanlı iç mücadelelere sahne oldu. Baas Partisinin iktidara gelmesiyle birlikte parti içi kanatların mücadeleleri de bir o kadar kanlı olmuştur.

 

Darbeler dönemi Suriye

Darbeler dönemi (1946-1970) Suriye’nin en sancılı süreçleridir. 1948 de yaşanan Arap-İsrail savaşında meydana gelen siyasi, askeri, idari, ekonomik sorunlar gerekçe gösterilerek ilk askeri darbe yapılmış oldu. Dönemin genelkurmay başkanı Hüsnü Zaim 30 Mart 1949 da yaptığı askeri darbe ile tüm siyasi partileri kapatarak kendisini devlet başkanı yaptı.

İkinci askeri darbe ise beş ay sonra geldi, 14 Ağustos 1949 da yapılan darbe ile yönetime el koyan Sami Hinnavi, eski darbeci devlet başkanı Zaim ve Başbakan Muhsin Barazi’yi yolsuzluklarından dolayı idam ederek yerine Haşim Attasi önderliğinde geçici bir yönetim kurdu.

Üçüncü darbe ise yine aynı yıl içinde dört ay sonra 19 Aralık 1949 da Albay Edip Şişekli önderliğinde gerçekleşti. Darbeci Albay Şişekli, Ekrem Houriani önderliğinde sivil bir anayasa hazırlanarak yeni bir yönetim kurdu. Ancak beklenen istikrar sağlanamadığı.

Dördüncü darbe yine Albay Edip Şişekli tarafında 28 Kasım 1951 de yapıldı. Bakanlar kurulu dağıtıldı. Fevzi Silo başbakanlığında yeni bir kabine oluşturdu. Şişekli baskıcı bir rejim kurarak kendi partisi olan Arap Özgürlük hareketi dışındaki bütün partileri kapattı. Tek partili süreç yaşandı. 1953’te yapılan referandumla başkanlık sistemi kabul edildi ve Darbeci Albay Edip Şişekli devlet başkanı olarak seçildi.

Beşinci darbe girişimi ise 25 Şubat 1954 yılında Ordu içinden geldi. Artan siyasi çalkantıları bastırmak için olağanüstü hâl ilan eden Şişekli’nin yönetimine son verildi. Yönetim bir kez daha sivillere devir edildi. 1955 yılından itibaren Suriye’de ki iktidar sol lehine değişim gösterdi. Sol koalisyon yönetimi kurularak Sovyetler Birliğine yakınlaştı. Ardından Mısır’da ki Nasır Hareketiyle ortaklaşa Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu. Sol tandanslı Suriye-Mısır ortaklığı Birleşik Arap Cumhuriyeti iç sorunlardan dolayı istenilen bir sonuç doğurmadı. Mısır’ın Suriye’ye hükmetmesi anlamına gelen bürokratik atamalar nedeniyle bu birlik başka bir darbeyle dağıldı.

Altıncı darbe girişimi ise 28 Eylül 1961 tarihinde sol yönetime karşı yapıldı. Ürdün ve Suudi Arabistan’dan destek alan Sağcı asker Abdülkerim Nehlevi’nin gerçekleştirdiği darbe ile birlikte Birleşik Arap Cumhuriyetine son verildi. Aralık 1961 yılında yapılan referandum ile kurucu meclis oluşturuldu ve başına da Nazım el-Kudsi getirildi.

Yedinci darbe girişimi ordu içindeki bazı Subaylar tarafından 28 Mart 1962’de yapıldı. Fakat muhalefetin artan baskıları ve protestolar sonucu, daha önceden görevden düşürülerek sürgüne gönderilen Nazım el-Kudsi tekrardan devlet başkanlığına getirildi.

Suriye’de ki Nasır yanlısı ve karşıtı guruplar arasında dinmeyen çatışmalar nedeniyle 8 Mart 1963’te bir askeri darbe daha yapıldı. Ülke içinde gerçekleşen 8. Darbeyle iş başına gelmiş Baas Partisinin kurucularından olan Salahaddin Bitar Nasır yanlısı gurupları orduda, bürokraside temizleyerek Baas hakimiyetini güçlendirmiş oldu.

1963 ve 1970 yılları arasında Suriye’nin tarihi darbeler tarihidir. 1966 yılına gelindiğinde, Baas partisi mezhep ve aşiret yapıyı, bölgeciliği kullanarak tasfiye girişimlerinde bulunarak yeni bir darbe gerçekleştirdi. 1966 darbesiyle birlikte ideolojik olarak belli bir dönüşüm yaşadı ve sosyalizm gönderme yapan yeniden bir yapılanmaya giderek darbeler tarihine son noktayı koymuş oldu. Milliyetçi Baasçılar yerine radikal Sosyalist Baasçılar hâkim hale geldiler. Fakat bu iki gurup arasında çelişkilerin bittiği anlamına gelmiyordu. Parti içi güç mücadelesinin tehlikeleri her zaman mevcuttu. Benzer güç mücadelesi merkez kanatlar ile solcu kanatlar arasında yaşanan mücadelelerde sıkça iktidar değişikliği de yaşanmıştır.

Nihayetinde 23 Şubat 1966’da askeri bir darbe ile bu darbeler sürecine son noktaya doğru gelinmiş oluyor. Salah Cedid ve Hafız Esad ve Muhhamed Uman gurubu kanlı bir darbe ile Emin El-Hafız’ı iktidardan düşürmüş ve yerine Nureddin el-Atasi’yi getirmişler. Bu darbe aynı zamanda Ordu içinde ki Suni subaylarının etkisinin kırıldığı bir darbe olmuştur. 1967 yılında Suriye, Mısır, Ürdün ve Irak’ın oluşturduğu ittifak İsrail tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra Suriye Golan tepelerini İsrail’e kaptırdı. Rusya araya girmesiyle ateşkes sağlandı. Bu durum Suriye’de parti içi yeni bir iktidar mücadelesine yol açtı. Hava Kuvvetleri komutanlığı ve savunma bakanlığı görevi yapan Hafız Esat ile iktidardaki Salah el-Cündî arasında ki güç mücadelesinde (13 Kasım 1970) güç kullanarak iktidarı ele geçiren Hafız Esat 1971’de de Suriye’nin ilk Nusayri devlet başkanı oldu.

 

Hafız Esad dönemi  

1970-2000 yılları arasında kesintisiz 30 yıl iktidarda kalan Hafız Esad ülkenin mutlak lideri olmuştur. Suriye’de ki güç dengelerini akıllı kullanarak iktidarda kalmayı başarmıştır. Hafız Esad’ın iktidara gelmesiyle birlikte, Suriye’de suni devlet başkanı geleneği sona erdiği gibi Dürzî azınlık da bürokraside ve orduda ki konumu zayıflamış oldu. Suriye nüfusunun %10’nu oluşturan Nusayri azınlığının iktidarıdır. Hafız Esad ile birlikte devlet kademelerinin tümü Nusayrilerin eline geçmiştir. Esad, Suriye’yi yönetirken en temel dayanağı Ordu, Baas Partisi ve İstihbarat örgütüdür.

Hafız Ordudan gelen biri olarak ordu kademelerinin tümünde örgütlüdür ve Nusayrilerin denetimindedir. Ordu demek Hafız Esad demektir. Aynı durum Baas için de geçerlidir. Baas’ın kuruluşundan beri içinde yer alan Hafız Esad, parti içi muhalefeti de sindirerek konumunu güçlendirmiştir. Büyük bir ideolojik faaliyetle kitleleri Baas etrafında birleştirerek iktidarına büyük bir ideolojik zemin haline getirmiştir. En önemli dayanak noktalarından biri olan istihbarat örgütlerini de kendisine bağlamayı bilmiştir. Hafız Esad kendisini ulusal lider ölçeğinde örgütleyen ve kalıcı hale getirerek ölünceye kadar iktidarda kalmayı başarmıştır. Devlet başkanlığı, parti genel başkanlığı ve silahlı kuvvetler başkomutanlığı görevlerini birlikte yürütmesi, Hafız Esad’ın uzun yıllar iktidarda kalmasına vesile olmuştur.

Hafız Esad iktidarına ilk ciddi muhalif kalkışma Müslüman Kardeşlerden gelmiştir. Hama’nın kontrolünü ele geçiren Müslüman kardeşlere 2 Şubat 1982 tarihinde çok sert yönelerek kendisi için tehlike olmaktan çıkarmıştır. Tarihe ‘Hama katliamı’ olarak geçen bu olayda 10 binlerce sivilin hayatını kaybettiği söylenmektedir.

Hafız Esad iktidarı döneminde Suriye’nin izlediği politika oldukça pragmatiktir. Bölgesel ve uluslararası çelişkilerden faydalanmasını çok iyi bilmiştir. Denge siyasetinin mucidi gibidir. Arap ülkeleri içinde oldukça önemli bir konum elde etmiştir. İsrail’e karşı tutumunda, 1976 Lübnan’a asker göndermeye kadar, Suriye’nin çıkarları doğrultusunda PKK, Hamas’da dahil birçok örgütle ilişki kurmaktan çekinmemiştir. Ülke içinde sağ kesimlerle ilişki kurarak ülke dışında sol çevrelerle dayanarak Arap ulus milliyetçiği ve sosyalizm gibi ideolojik farklılıklar, dindarlık ve laiklik arasında gidip gelerek herkesin nabzına göre şerbet dağıtmasını bilmiştir.

Türkiye ile başta Hatay sorunu, su sorunu olmak üzere sınır güvenliği konularında da sorunlar yaşayan Hafız Esad 20 Ekim 1998 de imzalanan Adana Protokolüyle işleri normalleştirmek istemiştir. Fakat daha sonraki süreçlerde de görüleceği gibi Türkiye, Esad’ın varlığını bir beka meselesi haline getirdi.

Hafız Esad döneminin en büyük olaylarından biri de Kürt Halk önderi Başkan Apo’nun Suriye’den çıkması ve Uluslararası komplo ile yakalanmasıdır.

Çok genel hatlarıyla belirttiğimiz Hafız Esad dönemi darbelere ve iç muhalefete imkân vermeyen bir sistemi inşa ederek ölümüne kadar bu sistemi yönetmesidir. Ama zor ama diyalog yoluyla Suriye’yi Ortadoğu’nun kilit ülkesi haline getirmeyi başarmıştır. Fakat günümüzün sürdürüle bilinir uygulamalarından uzaktır. İlişki ve ittifakları, yönetim anlayışı toplumsal ihtiyaçlara cevap vermemektedir. Hafız Esat 10 Haziran 2000 yılında yaşamını yitirmesiyle birlikte yönetimde Beşar Esad dönemi başlamaktadır.

 

Beşar Esad dönemi (2000…)

Hafız Esad’ın bıraktığı ülke Nusayrilerin mutlak hakimiyetinde olması Beşar Esad’ın lider olarak devam etmesinde uygun bir zemin sunmaktadır. Suriye, Ortadoğu’nun politik dengeleri açısında kilit bir öneme sahip olduğu için her zaman dikkatleri üzerine çekmiştir. Beşar Esad’ın liderliğinde bazı değişimler gündeme gelmiş olsa da Suriye’nin geleceğinde köklü değişimler ön görülmemektedir. Bölgede ki siyasi konjonktür değişmiştir. 11 Eylül olayları ile birlikte ABD, iran ve Suriye’yi aynı kefeye koyarak Kuzey Kore ile birlikte şer eksenine dahil etmesi, 2003 ABD’nin Irak’a müdahalesi, 2005 Lübnan Eski başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesi olayları Suriye için sancılı süreçlerin başlangıcı olmuştur. Suriye için stratejik önemde olan Lübnan’dan askerlerini çekmesine yol açmıştır.

Beşar Esad İran ile ilişkilerini bir üst aşamaya çıkardı. Hizbullah, Hamas ve İslami cihat örgütlerine destek vererek ABD karşıtı bir siyaset izlemesi onu İran’da daha da yakınlaştırmıştır. 2006’da İran’ın fanatik lideri Ahmedi Necad Suriye’yi ziyaret ederek İslami örgütlerle, Filistin direniş örgütünün liderleriyle ortak görüntü vermesi Batı ve İsrail karşıtı cepheyi daha da güçlendirdi. Daha sonraki süreçlerde Suriye lideri Beşar Esad, İran ile olan ilişkilerinin meyvesini toplayacaktı. Suriye’nin en zor süreçlerde İran hemen Esad’ın yanı başında bitiverecekti.

Suriye benzer bir yakınlaşmayı, kısa bir balayın da olsa Türkiye ile de yaşadı. ABD’nin Irak’ı işgal etmesine Türkiye’nin 1 Mart Meclis teskeresiyle karşıt durması nedeniyle Türkiye ile de yakınlaşma politikası geliştirdi. Öyle bir aşamaya geldi ki Erdoğan ve Esad kardeşliği kuracak kadar samimi aile ziyaretlerine kadar işi vardırdılar. Zaman ilerledikçe kardeşlik, dostluk ilişkileri yerini düşmanlığa bıraktı. Suriye iç savaş yaşamasından sonra Esad’ın en büyük düşmanı Erdoğan olması tesadüf olmasa gerek. Osmanlı yayılma alanı olarak gördüğü Suriye’yi Türkiye topraklarına katmayı amaç edindir. Türkiye gerçekleştirdiği işgal saldırılarıyla Suriye iç savaşının en büyük tarafı haline geldi.

Tunuslu genç seyyar satıcı Tarık el-Tayyip Muhammed Buazizi, 17 Aralık 2010’da kendisini yakmasıyla Arap ülkelerinde büyük bir değişim dalgası yarattı. 23 yıl Tunus’u yöneten Zenel Abidin ülkenden kaçmak zorunda kalmıştır. Ayaklanmalar domino etkisi yaratarak birçok Arap ülkesini etkilemiştir. Libya, Mısır’da yönetim değişikliğine yol açmıştır. Suriye’de halkın değişim talepleri beklenen karşılığı bulmayınca muhalefet silahlanmış ve Arap Baharı ülkede iç savaşa dönüşmüştür.

DAİŞ çetelerinin 2014 yılında Suriye coğrafyasına yönelmesiyle birlikte ülke adeta kan deryasına dönüştü, Suriye idaresi çökmenin eşiğine geldi. Suriye Arap birliğinden dışlandı ve siyasi tecrit sürecine alındı. İran ve ardından Rusya’nın destekleriyle rejim ayakta durmayı başardı fakat ülke yıkıma uğramaktan kurtulamadı.

Radikal İslami çete guruplarının yuavalanadığı, cirit attığı bir savaş alanına döndü. İdlib çetelerin sığındığı son mekân olarak ortaya çıktı. Dünyanın birçok yerinden Suriye iç savaşına gelen en azılı cihatçı çeteler Türkiye’nin himayesinde desteğinde Suriye iç savaşını daha da körüklediler ve alan kurtarmaya çalıştılar. Türkiye’nin işgal girişimleriyle çete gurupları neredeyse otonom bir duruma kadar geldiler.

Suriye’de DAİŞ’e karşı mücadele için kurulan koalisyonun en büyük gücü olan ABD, bölgede kalıcı hale geldi. Rusya, İran, Türkiye ve ABD Suriye coğrafyasının mukimi oldular. Sorunun çözümü için BM’nin de dahil olduğu birçok toplantı yapıldı. Cenevre görüşmeleri adı altında bir araya gelen taraflar çözüm üretmekten uzaktır. Benzer oturumlar Astana görüşmeleri adıyla üçlü dörtlü masalar kuruldu. Rusya, İran, Türkiye ve Suriye arasında yapılan görüşmelerde henüz bir sonuç çıkmış değildir. Astana görüşmelerinin içeriğine bakıldığında ağırlıklı olarak Kürt karşıtı uzlaşılar ve çetelere güvence sağlamaya dönük pratik sonuçlara yol açmıştır.

Uluslararası çelişki ve çatışmalar da Suriye krizini etkilemektedir. Ukrayna savaşında Rusya ile karşı karşıya gelen ABD-AB ve NATO ortaklarının çekişme alanlarından biri de Suriye olmuştur. Özelikle de Suriye Rojava konusunda taviz koparmak için Ukrayna krizinden oldukça yararlanmakta ve Rojava’yı işgal etme saldırıları için uygun zemin bulmuştur. Rusya ve ABD, Türk devletinin Rojava’ya saldırılarına zımni veya açıktan destek olmuştur. Türk devletinin işgal ettiği Efrin, Serekaniye ve Gıre sıpi alanlarına çeteleri yerleştirerek Kürt nüfusu yerinden ederek demografik yapıyı değiştirmiştir.

Suriye iç savaşla birlikte artık eski Suriye değildir. Şam yönetimi gerek ideolojik yapılanmasıyla ve gerekse dayandığı dengelerle geçmişte olduğu gibi varlığını sürdüremez duruma gelmiş bulunmaktadır. Şam yönetimin otoritesi alabildiğince sarsılmıştır. Beşar Esad’ın yönettiği Suriye, Baba Hafız’dan kalma Suriye olmaktan çıkmıştır.

 

Suriye iç savaşında Kürtler

Hafız Esad döneminde Kürt özgürlük hareketiyle kurulan diyaloglar doksanların sonunda bozulmaya başladı. Dünya ve bölgedeki gelişmeler Suriye ulus devlet yapısını da zorlar hale getirdi. Sovyetlerin dağılmasıyla başlayan süreç Suriye’yi de etkilemiştir. 2000 binlerden sonra ise durum çok daha farklı bir aşamaya gelmiştir. 11 Eylül olayları, Irak savaşı, Suriye’yi dış politikasında değişime zorlamıştır. Başkan Apo’nun Suriye’den çıkması/çıkarılması, Suriye’yi yeni arayışlara yönlendirdi. Sürdürdüğü denge siyaseti tıkanma noktasına geldi. İç savaşla birlikte Suriye’nin yaşadığı tıkanıklık aşılamayınca ve gerekli değişim yapılamayınca kaotik süreç kaşınılmaz oldu. Devam eden kaos aralığında henüz bir çıkış yolu bulunmuş değildir. Kürtlerin rolü ve yapıcı yaklaşımı çözüm seçeneğini ortaya çıkarmıştır. Her ne kadar Şam yönetimi tarafında henüz karşılık bulmasa da bu zemine dönme dışında başka seçeneği de kalmamıştır.

Kürtler Suriye iç savaşında en makul politikayı uygulayan taraf olmuştur. Şam yönetimine karşı cepheden savaşa girmeyerek meşru müdafaa hattında kalmıştır. Türk devleti başlangıçta Kürtleri yanına çekerek Şam yönetimine karşı savaşmayı dayatmasına rağmen Kürtler bu oyuna gelmemiştir. Zaten Türk devletinin Rojava’ya düşmanlığı da buradan kaynaklanmaktadır. DAİŞ çetelerini Kürtlere yönlendiren Türk devleti böylece sonuç almaya çalıştı. Kürtlerin Kobane direnişi ve ardından peşi sıra geriletilen DAİŞ çetelerinin kalesi Raqqa’da düşünce Kürtlerin uluslararası koalisyon güçlerinin bir parçası haline geldi. Fırat’ın doğusu tümüyle DAİŞ çetelerinden temizlenerek Kuzey ve Doğu Suriye özerk yönetimi ilan edilerek özerk bir alan oluşturulmuş oldu.

Kürtleri silahlandıran etkenlerin başında saldırı tehdidi altında bulunmalarıdır. Kapıda beliren iç savaşın doğurduğu tehdit öz savunmayı zorunlu kılmıştır. Bir yandan da DAİŞ çetelerinin hedefi haline getirilen Kürtlerin Türkiye tarafından Suriye yönetimine karşı kullanma senaryosu, meydana gelen otorite boşluğu gibi etmenlerle birleşince silahlanma kaçınılmaz hale gelmiş oldu.

Suriye ulus devlet yapısı içinde diğer azınlıklar içinde en fazla mağdur edilenler Kürtlerdir. Vatandaşlık statüsünden mahrum bırakılmalarına rağmen iç savaşın doğurduğu defakto durumda bile Şam yönetimini direkt hedef alan eylemlerden kaçınmıştır. Temsil ettikleri siyasi çizgi ayrışma değil, birlikte yaşam perspektifi içeren üçüncü yoldur. Elde edilen kazanımları Şam yönetimiyle sürekli müzakere etmeyi amaçlayan bir yaklaşım içinde olmuştur. Suriye gibi çok çeşitli farklılıkların olduğu bir coğrafya da ayrışmanın, çözüm olmadığını en iyi bilenler Kürtlerdir. Çok dilli, çok kültürlü, farklı inançların bir arada yaşaması bir zenginlik olarak kabul edilmesi ve buna uygun siyasi çözümler bulunması, ihtiyaç duyulan demokratik idari yapının inşası Suriye’nin geleceği açısından en akıllı çözümdür. Fırsatçı yaklaşmaktan ziyade kalıcı çözümler üreterek şiddet sarmalından çıkmaktır.

Dış güçlerin müdahaleleri, Suriye halklarının geleceği açısından çözüm sunmaktan uzaktır. İran ve Rusya, Şam yönetimine nefes aldırsa da uzun vadede kendi devlet çıkarlarını öncelemektedir. Türkiye’nin yaklaşımı ise Suriye’yi işgal ve ilhak etmektir. Hal böyleyken Şam yönetimi Türkiye ile bir masa etrafında yan yana gelmesine rağmen Kürtlerle benzer bir arayış içine girmemesi ciddi bir eleştiri konusudur.

En son Suriye Demokratik meclisi ile Demokratik Değişim için Ulusal koordinasyon Kurulu arasında varılan anlaşma gereği kamuoyuna deklere edilen bildiride dile gelen hususlar Suriye’nin geleceği açısından en makul çözüm formülünü sunmaktadır.

  • Demokratik bir Suriye ulusal cephesinin oluşturulması
  • Suriye’nin toprak bütünlüğünün esas alınması
  • Çoğulcu ademi merkeziyetçi bir sisteme sahip demokratik bir devletin kurulması
  • Milliyet, din, mezhep, cinsiyet veya siyasi tercih temelinde hiçbir dışlamaya izin verilmemesi
  • Bölücü proje ve girişimlerin reddedilmesi
  • Suriyeli olmayan tüm gurup ve milislerin ülkeden çıkarılması
  • Tüm terör türlerinin yok edilmesi
  • Askeri operasyonların sonlandırılması ve barışçıl siyasi çözümle ülke birlik ve egemenliğinin sağlanması.

 

Formüle edilen uzlaşı metni Suriye için aslında tek çıkış yoludur. Darbelerle çok kan kaybetmiş bir Suriye, iç savaşla tümüyle yıkılmış bir Suriye’de tek adam rejiminin devamı çözümsüzlüğün asıl nedenidir. Suriye yönetimi çözümü dışardan arayacağına kendi ülke vatandaşlarıyla çözüme kavuşması çok daha gerçekçi ve gereklidir.

Kuzey ve doğu Suriye özerk yönetimi, savaşa meyilli kaygan Ortadoğu zemininde, yumağına dönüş çelişki ve çatışma ortamında alternatif bir idari model olarak ortaya çıkmıştır. Sadece Suriye için de değil Ortadoğu’nun geleceği açısından da tartışılması gereken önemli bir model oluşturmaktadır. Bunun görülmesi gerekir.

Hafız Esad zamanında Kürt özgürlük hareketiyle kurulan yapıcı diyaloglar örnek alınarak yeniden güncellemek ihtiyaç duyulan bir ilişkidir. İdeolojik uçlar arasında gelgitler yaşayarak, dengelere dayanarak, monarşi tarzı bir idari sistemde ısrar ederek Suriye’nin geleceğini iyice karartmak anlamına gelecektir. Gücünü halktan alan çözüm perspektiflerini oluşturmak bu dönemin kazandıran formülüdür. Kan dökerek çözüme ulaşmak aslında çözümsüzlükte derinleşmek olduğu bilinmektedir. Türkiye’nin Kürt politikası buna en iyi örnektir. Tarihten ve pratik deneyim ve tecrübelerden ders çıkarılması, Suriye’nin sorunlarını çözecek, kalıcı barışı tesis edecek, halkların ortak geleceğini aydınlatacak demokratik yönetim anlayışı herkese kazandıracaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.