ÖZGÜR YAŞAMIN YARATICILARI
Zerdeşt Dersim
Halklardan bahsettiğimizde, bazı özelliklerinin ön plana çıktığını görürüz. Özellikle toplumsallık konusu, halkların özelliğini belirlemede en temel rolü oynar. Tarihle birlikte oluşa gelen toplumsallığa yakından baktığımızda, çeşitli yaşam öğelerini içinde barındırdığını görürüz. İnanç sistemlerinden tutalım, ahlaki politik yapılara, ekonomi- öz savunma örgütlenmelerden, insan- doğa ilişkilerine dek… Geniş bir yelpazede örülür yaşam, toplumsallıkla birlikte. Yaşama ne kadar anlam biçilirse, bir nevi toplumsallıkta o derece kutsanmış olur.
Toplumsallık, özellikle Ortadoğu coğrafyasında hep en önemli güç ve moral kaynağı görülmüş, ona tanrısallık atfedilmiş ve yer yer kurbanlar adanmıştır. En değerli varlıkları olan çocuklarını bile feda edilmesinden bile geri durulmamıştır. Peki neden?
Kendi öz varlıkları olan çocuklarının bile kurban verilmesinin üstünde görülen bu güç – yani toplumsallık, neye dayanır. Hele hele kapitalizmin en temel silahı olan liberalizmin her geçen gün yaşamın içini boşalttığı, iğdiş ettiği ve özellikle de toplumsallığı paramparça ettiği bir dönemden geçtiğimizi göz önünde bulundurduğumuzda, toplumsallığı anlamak ve oluşturmak en temel hakikat olmaktadır.
Hakikat farklı tarz ve yöntemlerle dile gelse de hepsinin özünde toplumsallık olduğu görülür. Toplumsallıktan ayrı kurgulanan felsefe, din, mitolojik, bilimsel ve sanatsal yöntemler hakikati vermekten uzaktırlar. Sadece boş bir safsatadan ibarettirler. Toplumsallık adına örülen yaşam yani her gün defalarca tekrarlanan bu gerçeklik ise; kan ve acı adına bu coğrafyada yaşanmaktadır. Dünyanın neresinde görülmüştür. Cayır cayır yanarken beden ve yanı başında Dicle tüm heybeti ve coşkusuyla akarken, hangi irade ve güçtür ki o genç bedeni suya itmeyen, bedeni ve içindeki o alevi söndürmeyen… Ruhun arınması, irade ve özgürlükte ısrar, güçlü anlam arayışı… Belki de daha birçok kelime sıralanabilir ama hepsi de gerçeğin sadece küçük bir kısmını açıklamaya yeterdir. Tarihsel- toplumsal yaşam içinde kurgulanan anlam arayışı daha derinlerdedir, orta doğu coğrafyasında.
Bu coğrafya, onlarca inanca beşiklik etmiştir. Dürüst ve samimice… Arkasında binlerce havari, mümin, sofi, inançlı yürümüştür. Çokça direnilmiştir. Orman kuytuluklarından, çöl derinliklerine, dağ başlarına… Yer yer ateşler yakılmıştır. Ateş küllerinin yanı başında en derin tartışmalara girilmiştir. Yeri geldiğinde halaylara durulmuştur ve savaşılmıştır da toplumsallığına, özgürlüğüne bir saldırı olunduğunda…
Çünkü toplumsallığın olduğu yerde yaşam vardır… Ortak sofralarda kurulan yaşam, emek vardır. Birikim vardır, üretim vardır. Yaratılan bir kültür vardır, dil vardır. Ortaklaşmalar vardır. İyilik ve güzellik vardır… Liberalizm ideolojisini yayan, kurumsallaştıran kapitalist kesim ise, azami kar hırsıyla, her şeye saldırır, talan eder, içini boşaltır… Satılığa çıkarmadığı hiç bir şey kalmaz geride. Her şey kapitalist kesim için bir alım- satım metasıdır. Uygarlığın temellerinin atıldığından beri her iktidar gücünün, ilk düşman belleyeceği yer ve savaşılacak alanın toplumsallığın güçlü olduğu alanlar olması elbette tesadüfi değildir. Kendi varlıklarını ve artı ürünlerini, bu alanlardan çalarak zorla, devlet ve ona bağlı diğer saldırı argümanlarını da arkasına alarak gerçekleştirmeleri söz konusudur. Yani bir asalak gibi toplumu kemirerek varlığını sürdürmektedir. Ve giderekten bir kanser uru gibi toplumun içinde ve üzerinde büyümektedir. Bu durum, aynı zamanda yaşamın sürdürülemezliği açısından da giderek büyük bir tehlike olmaktadır.
Kürtler Ortadoğu coğrafyasının her zaman en kadim halklarından biri ola gelmiştir. Dolayısıyla savaşlara da çokça maruz kalmıştır. Yeri geldiğinde kendi içindeki işbirlikçi- ihanetçi üst sınıfa rağmen; uygarlık kurmuştur yeri geldiğinde savaşılmıştır ve dağ başları mesken belirlenmiştir. Ama sonuçta, bir şekilde, neolitik kültürün yaratıcısı ve toplumsallığı ören en önemli halklardan biri olarak hep var olagelmiştir. Bu özelliğinden dolayıdır ki topraklarında hiç savaş eksik olmadı. Her defasında çeşitli kırımlara kültür kırım- toplumkırım- fiziki-kültürel her türlü soykırımlara… Maruz kalmıştır.
Önderlik 70’lerin başları zor koşullarda etrafına topladığı birkaç kişinin kulağına ‘Kürdistan sömürgedir’ tezini fısıldadığında, kim bilebilirdi ki dünya tarihi seyrinin değişeceğini… Artık PKK ve Önderlik gerçeği, sadece bölge halklarına değil giderek tüm dünya halklarına da bir umut olmaktadır.
Evrensel bir düşünceye doğru yol alırken, ilk atılan adım, ortaya serilen kuram, atılan ilk merminin, cüretin ve başkaldırınında sebep ve nedenlerini iyi görebilmek gerekir. ‘Kürdistan sömürgedir’ denildiğinde, sadece ekonomik olarak söylenmemiştir ebette. Hiçbir coğrafyanın, halkın yaşayamayacağı türden bir sömürge türüdür. Ve bundan dolayı da biriciktir, tekildir. Belki dünya üzerinde bir benzeri olmamıştır, yaşanmamıştır. Sömürge kavramı üzerine yoğunlaşmalar artınca, tartışmalar ve araştırmalar ilerledikçe, görülmüştür ki insan bir bütün hakikatini, yolunu yordamını, amacını anlamını kaybetmiş durumdadır. Hele Kürtlük kaçınılması gereken, kendisine ihanet ettirilmek istenen bir gerçeklik durumundadır. Toplumsallık ve insanın öldüğü bir mezar sessizliğini yaşamaktaydı adeta Kürdistan coğrafyası…
Fakat son savunmalarla birlikte, düşünceler rafine hale gelmiştir. Artık sömürge insan gitmiş yerine yeni özgür insan yaratılmıştır. Savaşan, fedai bir militan hale gelinmiştir. Hakikatin kendisi de tam da burada gizlidir. Kendini bulan, kendini bilen, kendini tanıyarak evreni de tanımaya doğru yol alınmaya başlanmıştır. Yani hakikat önce insanda, insanın kendini bilmesiyle birlikte, açığa çıkmaktadır. Tabii bu durum sömürge kişiliğinin tam zıttı durumudur. Sömürge kişilik paramparçadır. Duyguda ve düşüncede paramparçadır. Ölüdür, taklittir, yapaydır, sağlıksız ve anlamsızdır, özcesi neye benzediği belli olmayan çirkin bir varlıktır. Oysa kendini tanıyan insan bedenini tanır, ruhunu ve düşüncesini bilir… Korkularını ve korkusuzluğunu, sınırını ve sınırsızlığını… Daha çokta insanda dile gelen uçurum kıyısındayken kanatlanması, mucizeye doğru yol alması gerçekliğidir insanı tanıtmaya iten. İnsanın neler yapacağı sınırsızdır. Ve bu gerçeklik defalarca PKK, Şehitler ve Önderlik gerçeğinde dile gelmiştir. Dünyanın neresinde görülmüştür ki bir beden değil, dört beden ve aynı anda birden, kendini ateş topu yapması. Topluca ve birbirine kenetlenerek. Hem de biri birini dahi bırakmadan. Güçlü bir inanma, bağlanmadan başka hangi durum izah edebilir bu gerçekliği… Ya da beden erirken canlı canlı diri diri… Son sözde dahi dile gelen ‘kan dökme zamanı, kan dökme zamanıdır yoldaşlar… Bedel verilmeden, feda etmeden bir şeyleri, buna canda dahil, yol alınamayacağın derin bilincidir… 9 metrekare 23 yıl daracık bir hücredeyken yaratılan yeni insanlık herhalde daha az değildir, insanın mucizevi bir varlık olduğunu açıklamada.
İnsan demişken elbette sadece biyolojik varlık kastedilmiyor. İnsanın görünen bedeni, atom ve moleküllerden, hücrelerden oluşan yapısından öte bir de toplumsal yapısıdır insanı hakikatli varlığa iten. Toplumsallık bir kenara bırakıldı mı insandan öte ayrı bir canlı tanımlanmış olur. İnsanı insan yapan zaten toplumsallık özelliğidir. Yani toplumsallık, insanın bedenin bir parçası olmaktadır. Beyin gibi, dil gibi, kalp gibi… Belki de hapsinden daha fazlası. O yüzden bedeni, ruhu, beyni korumak toplumsallığı korumaktan geçer. Etrafta kirlilik, çirkinlik yalan ve hileler değil ki bize uzak, etki etmez diye düşünülmemeli; tam tersi direk olarak insana olumlu ve olumsuz etki eder. Atfedilen olumsuzluklar, kapitalizmin yalan ve hileleridir. ‘anı yaşa’ ya da ‘her koyun kendi bacağında asılır’, ‘gemisini kurtaran kaptan misali’ sözlerinde dile gelen yalnızca sahte yaşam sözleridir. Tüm deneyim ve araştırmalar gösteriyor ki milyonlarca yılda oluşan dil yapısı, birike birike oluşan ve aktarılan bilgi- kültür-yaşam deneyimleri, tüm tecrübe ve yaratımlar… İnsanın şekillenmesinde belirleyici olmuştur. Bugün hastalıkların birçoğuna baktığımızda bile toplumsuz ya da toplumu parçalanan insanların çok rahat kanser ve daha birçok türden hastalığa yakalandığı görülmektedir. Yani toplumsallığın insanla direk bağlantısı görülmektedir. Bir bütün, her yönüyle insan ele alındığında ancak insan sağlıklı, anlamlı bir varlık olabilir. Ve varlığın kendi bilincine varması da bilinebildiği kadarıyla sadece insanda dile geldiğinden; insanı tarih ve toplumla birlikte açıklamak en doğru yol ve yöntem olmaktadır. Zaten etik ve estetiğin özü de burada yatmaktadır.
İnsan bir kere kendi bilincine vardı mı ve kendi oldu mu en büyük ordularla baş edecek bir duruma erişmiş olur. En büyük yaratımları açığa çıkarır. En büyük toplumsallıkları kurar, en büyük fikirleri, cüretkar sözlerle dile getirir. Sanatı boyundurluk altında kurtarır. Felsefeyi kölelikten, bilimi putlardan arındırır. Yani yaşamı anlamlı kılmak, özgür kılmak için her türlü çabayı göstermekten geri durmaz. Binlerce şehitler bunun örnekleriyle doludur. PKK şehitler partisidir. PKK zafere yürüyenlerin partisidir. Bu durumu her alanda görmekteyiz. Daha Apocu grup aşamasındayken bile, Haki ve Kemal arkadaşların şahsında açığa çıkan derin anlam verme ve pratikleşmelerinde görmekteyiz. Heval Kemal Pir’in ağzında dökülen ‘Türk ve bölge halkaların kurtuluşu, Kürt halkının kurtuluşundan geçer sözü’ büyük bir doğruyu dile getirecektir. Bugün çok iyi biliniyor ki Kürdistani olan aynı zamanda evrenseldir. İlk toplumsallığın, ilk evcilleştirmelerin, tanrıçaların, yaşamın birlikte doğaya dost, komünce kurulduğu alanların başında Fırat ve Dicle arasında, Mezopotamya alanında gelişmesi artık herkesçe inanılan bir doğru haline gelmiştir.
Bu yüzden bu coğrafya, çok savaş görmüştür. Uygarlaşmayan, sınıflaşmayan, devletleşmeyen her türlü etnisite , aşiret, toplum, inanç, düşünce, kadın, insan… Hedef haline gelmiştir. İhanetçisi çok olduğu gibi, direnişçisi de çok olmuştur… Mayıs ayını yaşadığımız şu günler aynı zamanda, PKK tarihinde de özel bir anlam ifade etmektedir. Mayıs ayı, ‘Şehitler ayı’, 18 Mayıs, ‘Şehitler günü olmaktadır’. Haki Karer şahsında, Önderlik çizgisinde on binlerce şehidi ile PKK, şehitler partisi olmaktadır. Halktan, gençlikten, kadından, farklı inanç topluluklarından, farklı halklardan… Bir çok insan bu kutsal insanlık mücadelesi için şehit düşmüştür. İnsanlık ve toplumsallık adına yaşam dahi, her şeyini mücadeleye katmış, rengini ve sesini vermiştir. Bundan dolayıdır ki devlet dışı ve her türlü iktidardan uzak bir yaşamı şimdiden kurarak yaşamaktadır. Özgür yaşam adına tüm yetenekler PKK şahsında açığa çıkmaktadır. Burada, bu topraklarda tekrardan insanlık ve toplumsallık ayağa kalkacak. Çünkü her hazine, her güzellik kaybedildiği yerde aranılır. Her bitki kendi kökleri üzerinde yeşerir…
Önderlik çizgisini korumak ve Kültür- sanat çizgimizi geliştirmek adına birçok değerli şehadetler yaşanmıştır. Tıpkı diğer çalışma ve alanlarda olduğu gibi, Kültür- sanat alanında da farklı yer ve zamanlarda olmak üzere çeşitli halk ve inançlardan birçok şehadet durumu olmuştur.
Bir elde silah, bir elde saz, gitar, davul, bilur,mızıka, kalem, fırça…savaşılmıştır bu dağlarda… Canlı- cansız ayrımına tabi tutulmadan; dağına, taşına, toprağına, insanına sanat yapılmıştır. Kılamlar, stranlar söylenmiştir. Oyunlar oynanmıştır, setler kurulmuş fotoğrafın ve kameranın deklanşörüne basılmıştır.
Yeri geldiğinde anlamlı bir günde, en komplocu lanet günlerinde direnilmiştir. Ateş topu olunmuştur. ve yeri geldiğinde en dayanılmaz yalnızlıklarda, acılarda kalemin, düşüncenin gücüne sığınılmıştır. Şiirler yazılmıştır en dayanılmaz anlara inat, karanlıkları aydınlıklara çevirmek adına.
Bazen adları Mizgin olmuştur, Sefqan olmuştur, Hogir,Serhat, Delila, Viyan, Canda, Ronahi,Delil,Osman, Ebdul Samet… Bazen Sarya, Yekta, Hevi,Dağıstan…Bazen Bawer, Bager…Xelil, Mazdek, Lokman,Bawer … Bu dağlar, bu coğrafya çokça yeni ses duymuştur, yeni renkler, tını, his, anlam dünyasında hakikate yaklaşmıştır. Sanat değil midir ki acıları dindiren, yalanları, karanlıkları dağıtan, aydınlatan… O soylu eylem. Yaşam özgür yaratılmadıktan, yaşanılmaktan sonra ne işe yarar ki! Sadece yol alırken ağırlaştırır bir yük gibi. Bundandır belki de en fazla da sanattır metafiziğe yakın olan. Aynısı değil fakat doğanın içindedir ve aynı zamanda dışarısıdır da… Sınırsız ve sonsuz inşa edilen bir gerçeklik. İnsanın var olandan ötesi; daha çok gizem, hayal, merak, idea, güzel yaşam, anlam arayışı…
Özgür insanla sınırsız düş gücüne ulaşan insan, birçok yeniliği de PKK içinde geliştirmiştir. Tabi bunları ilk önce köklerine ulaşmak isteyen, kökleri üzerinde yeşermek isteyenler başarmıştır.
Dağ sineması denilince ilk akla gelecek isim şüphesiz Xelil Dağ’dır… Soy ismi ‘Uysal’ olan, Xelil arkadaş dağlara aşık olduğundan, sonrasında soy ismini ‘Dağ’ olarak değiştirir. Yani kökleri üzerinde yükselmek, belki de bu küçük fakat toplum ve sanat için büyük adımla, tarih sahnesine adım atmış olur. Sinemaya evrensel anlamda yeni bir soluk kazandıran Xelil Dağ arkadaş; var ola gelen sinema anlayışında içerik ve biçim yönünden farklılıklar yaratarak yeni bir sinema alanını yani, Dağ sinemasını geliştirmiştir. Kamerasıyla gerillayı, eylemini, onların anlam arayışını, kendisiyle birlikte yeni özgür toplumu yaratma sürecini… Ve daha birçok konuyu kamerasına alabilmiştir, fotoğraflamıştır… Alamadıklarını gönlüne, kalbine nakşetmiştir… Şiirlerle ve öykülerle dile getirmiştir… Yeri geldiğinde bir basıncı gibi olayları anı anına, sıcağı sıcağını kaydetmiştir. Yeri geldiğinde yoldaş sofralarına konuk olmuş aralarında birçok arkadaşı gülüşleriyle, stranlarıyla, oyunlarıyla… Kısaca bir bütünüyle kayd etmiştir. Bundan dolayı Halil Dağ yeri geldiğinde sinemacı, fotoğrafçı olmuştur. Yeri geldiğinde edebiyatçı, şair, basın emekçisi olmuştur. Gerilla olmuştur, militan olmuştur; ama her şeyden öncede yoldaş olabilmiştir. Bu dağlara, toprağına, suyuna, insanlarına, yana başında savaşanlara….Avrupa’da büyüdüğü , etkisinde kaldığı kapitalist yaşamı kusarcasına yaşamasını bilmiştir. Birçok filmde yer alan, onları yöneten Xelil arkadaş (Tirej, Berîtan, Lênusa Botan, Filmeskên Ava Zê, Dema Jin Hêz bıke, Klamek Jı Zagrosê, Nepeniyê Rûye me…) en son Bakûr’ daki gerilla yaşamını kaydetmek amacıyla Ağrı dağı eteklerinde başlatacağı yolculuğu yarım kalmış, Botan’da 3 arkadaşla birlikte şehit düşmüştür. Devrim sinemasının mihenk taşlarından biri olmuştur… Sonrasında devrim sinemasını geliştireceklere hep örnek ve ışık olmayı bilmiştir.
Kendilerine Şırnex çalışma grubu ismini takan ve çalışmaların giderek büyümesinden sonra adını Şırnex Çalışma Grubu Derneği olarak değiştiren ve yurtsever gençlerden oluşan bir grup; sanattan, edebiyata, çeşitli panel, konser, seminer ve eğitim çalışmalarından, film gösterimlerine eylem ve örgütlenmelere kadar bir fiil çalışma örgütlemekteydi. 2015 süreciyle devam eden öz yönetim direnişlerinde elbette ki kendilerine Şırnex çalışma grubu diyen bu yurtsever topluluğun yer almaması düşünülemezdi. Botan, tarihten beri hep direnişlerin merkezinde olmuştur. Bu varlık- yokluk savaşında Kürtlere diz çöktürmek isteyen düşmana karşı mücadele etmemesi düşünülemezdi. Halktan, gerilladan ve gençlikten birçok direnişçi ve özgürlük savaşçısı bu mücadele de yerini aldı. Özyönetim direnişleri içerisinde Şırnex çalışma grubu derneği üyesi Hacı Lokman Birlik arkadaşta yer alması tesadüf değildir. O da çocuk yaşta düşman gerçekliğini tanıyan, erken büyüyen, köyleri yakılan yıkılanlardan biridir. Bu toprakların öz çocuğu, geçit vermez tabii işgalci, soykırımcı bir düşmanın kendilerini yönetmesine. hele hele bu kişi sanatçı ise… Hacı Lokman Birlik arkadaş sinemayla erken yaşta tanışır… Uzun boylu ve yakışıklıdır. Kaçak çayla, hoş sohbet sade ve dürüst kişiliği ile etrafında sevilir. Kalıba girmez. Özü sözü bir olan arkadaştır. 2 yıl zindan da kaldıktan sonra bile, aynı tebessümle gülmeyi bilen bir yoldaş… Sinemaya tutkundur. Birçok yerde film gösterimleri yapar… Oyunculuk ve diğer sinema departmanlarında yer alır. Özellikle ‘yabancı’ ve ‘Bark’ adlı kısa filmlerde doğal oyunculuğu insanı etkilemektedir. ‘Yabancı’ toplumsallığa vurgu yapar. İnsanın şehirlerde nasılda yabancılaştığını, unutulacağını, tükendiğini işler. Bark’ta adeta gerçek yaşamın nerede olduğunu gösterir gibidir. Bize Öze dönüşü anlatır gibidir… Ama en ağırıda son yaşam anlarıdır. Adeta film olmuş da bize öze dönüşün kolay olmadığını söyler. Hele hele bu coğrafya, Kürdistan ise… 3 Ekim 2015’te soykırımcı TC yaralı olarak, işkence yaparak, diri diri, canlı canlı bir panzerin arkasına bağlayıp sürüklemektedir. Ve bu görüntüler adeta bir ‘zafer’ edasıyla yansıtılması, Kürtleri tarih sayfasında silmek isteyen düşman gerçekliğini tüm çıplaklığı ile vermektedir. 7 yıldan fazladır faşist- soykırımcı AKP- MHP topyekûn savaş açarak Kürtleri tarihte silmek istemektedir… Dili, kültürü, toprağı, tarihi, kadını, genci, insanıyla… Birlikte. Büyük bedeller verilmeye devam edilmektedir. İnsanın özgür yaşam arayışındaki ısrarı durdurmak mümkün değildir. Öze dönüş, kendini anlamaya dönük girişimler her zaman olacaktır… Mazdek Ararat’ta(Ömer Bağcı) tıpkı Halil Dağ gibi, Hacı Lokman gibi özünü arayan sinemacılardandır. Zaten son 7. TEV-ÇAND konferansında temel değerler hakkındaki kararlarda, Mazdek Ararat arkadaş, ülkeye ve öze dönüşün sembolü olarak anılması kararlaştırılmıştır. Mazdek arkadaşın sinemaya olan ilgisi, partiye katılmadan önce başlamıştır. Birçok dizi ve set ortamında bulunmuştur. Fakat sistemde kalarak arayışlarına cevap olamayacağını erkenden fark etmiştir. Sinema, her şeyden önce bir sanattır ve manevidir. Sistemdeki sanat anlayışı ise tamamen maddidir ve ruh, maneviyat, insana değer gibi yaklaşımlar kesinlikle olmaz. Hele hele bir Kürt’se, ona düşen sadece köle vari çalışmaktır. Sanat gibi insanı, yaşamı yücelten değerlere yer yoktur sistemde. Ya kölece sistemin tüm dediklerini kabul edip kimliğinden, özünden vazgeçip sanat yapılabilinir, ya da daha özgür alanlarda ve özgürlüğün sanatını yapmak. Farklı bir seçenek bırakılmamıştır. Hele hele varlığı kültürel soykırımla sürdüren TC, dün olduğu gibi bugünde kuruluşunun 100. Yılı vesilesiyle de kültür ve sanat alanında bütün yolları, çalışmaları kendisine bağlamaya çalışmaktadır. Tümden kültürel soykırımı tamamlamak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. En ufak, aykırı, demokratik bir sesi anında susturmakta, önünü almaktadır… Şehid Mazdek tabi ki her şeyden önce 2. Yolu, yani sistem dışında sanat yapmayı seçmiştir. Kobani direnişi döneminde, Önderliğin seferberlik çağrısı etkisiyle yönünü Rojava’ya vermiştir. En iyi savaşanın, sanat yapacağının bilincinde olan Mazdek arkadaş, direnişte yer almayı, kendine bir görev bilmiştir… Sonraki dönemler kadrolaşarak yani, ‘örgütlenmiş ve eyleme geçmiş hakikat’ olma yolunda kararlı sağlam adımlarla yürümeyi bilmiştir. Mazdek yoldaşla yaşayanlar bilir, insanın dikkatini çeken ilk özelliği dürüstlüğüdür, içtenliğidir, bir işe %100 katılımıdır. Bir karar verdimi tereddüt etmez artık, sonuna kadar yürür yolunda… Çokça söylediği ‘yürümek doğrudur’ sözü karakterini göstermektedir. Emekçiliği, fedakârlığı tartışılmazdır. Mazdek arkadaşın olduğu yerde insan bilir ki iş yarım kalmaz. Sonuna kadar sorumluluk sahibi olarak işine yüklenirdi… Röportajlarında Mazdek heval devrim alanında devrim sinemasını yapmak isteğini belirtirdi. Bir hayali de sinema köyü oluşturmaktı. Alternatif sinema üzerine çokça yoğunlaşmakta, tartışmalrı olmaktaydı… Bu düşüncelerini birçok yerde akademi de ders verirken, kurucularından olduğu rojava komünündeyken, ya da set alanlarında film çekim sırasında da rahatlıkla görmek, dinlemek mümkündü… Mazdek yoldaş birçok projede yer aldı. Sinema emekçisi olarak her alanda çalışmalarını yürüttü. En son Kobani film çalışmaları sırasındayken, talihsiz bir trafik kazası sonucu şehit düşen Mazdek arkadaşın kaybı hepimiz açısından ağır olmuştur… Hayallerini, amaçlarını gerçekleştirme, hepimiz açısından bir görev olmaktadır.
Sinemanın kolektif bir sanat alanı olmasından ötürü, emek verenin de çok olması gibi bir durum söz konusudur. Sinema, senaryo yazımından tutalım, rejisör çalışmaya, kamera, sesten, makyaj, kostüm, dekor, prodüksiyona; oyunculuktan, müziğine, montaja… Dek geniş bir çalışma alanı olduğundan sinema çalışmalarında birçok arkadaş yer almıştır… İsmini anamadığımız birçok arkadaş şehit düşmüştür…
Özgürlük Hareketi, Önderlik düşüncesinde ve şehitler çizgisinde gelişerek tüm dünya halklarına umut olmaktadır. Her şehidin anısı bir üst aşamaya sıçratmaya neden olmuştur. Moral ve güç kaynağı olmuştur. Özgür yaşamın yaratılmasında en büyük emeğin sahibi, ahlaki- politik toplumun gelişmesinde en temel ve kutsal değerler olmaktadır. Bizlere düşen anılarına ve amaçlarına gerçekleştirme ve layık olmaktır.