GEÇMİŞ, BUGÜN VE GELECEK BAĞLAMINDA KÜRT RÊYA HEQ-ALEVİLER
İslam Ansiklopedisi'nde Alevilik doğrudan Hz. Ali ve soyu ile irtibatlandırılmakta ve inancın İslam ile birlikte ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Dolayısıyla Hz. Ali ile irtibatlandırılan Alevi kavramının Şii çıkışlı ve Sünni İslam destekli bir yorum ve çaba ile oluşturulduğu belirtilebilir.
Rêya Heq-Alevilik Adı ve Kavramı
İnançlar kültür değerlerinin ayırt edici özelliklerinin başında gelir. Etnik oluşumunda da din ve inanç kültürü oldukça yaygındır. Bu açıklama Kürt toplumunun inanç değerlerinde olup, diğer inançlarda bulunmayan olgular, onları farklı kılan yüksek kültür değerleridir. Nüfus gibi Êzidilik toplumu, Yarsanilik ve Rêya Heq-Alevilik ise kurulup inşa edilen değerler üzerine Kürdistan merkezlidir. Bu inançlara bakış Kürt toplumunun geçmişini tanıyabilir, günümüzdeki sonuca varabilecek dayanaklar düşünemez.
Aleviliği, özelde Kürt Alevilerini inanç kültürleriyle ele alacağımız değerlendirmeye bumize, kimilerine yeni geleceğiz Rêya Heq (Ra’a Heq) adının anlamlarını çözerek giriş yaptığımız yararlı olacaktır. Aleviliğin en güzel kitaplarından biri “Yol bir, sürek bin birdir” ilkesidir. Bu ilke, Aleviliği Alevilik yapan temel ilkeleri kabul etmekle geçirmekle, her insanın kendi özgün kültür değerlerini koruyarak Aleviliği yaşaması anlamı da gelir. Aleviliğin bu demokratik özelliğinden hareketle her Alevi toplumu kendini kendi dilinde adlandırmış, kendi inanç kimliğine “Benim süreğim” demiştir. Zaten Alevilik halkının kendi etnik gruplarını ve sürelerini dile getirmesini bir bakıma zorunlu kılmıştır. “Aslını inkar eden haramzadedir” ilkesi bunu ifade eder.
Rêya Heq veya Ra’a Heq kavramı, tüm Alevilerin buluştuğu ve bir araya geldiği ortak en büyük kutsal ilah olan “Heq’ın Yolunda Olanlar” demek. Bu tabirle oldukça geniş kapsamlı olup inancın özüne yakın durmaktadır. Hemen tüm inançlarda isim böyle oluşurtur. Tanrıya adlı Yahudi Yahova, Hıristiyan ise İsa Mesih’in geçmesini olan Hristos’a inanmak demektir. İslam, inanılan Allah’a teslim olmayı ifade eder. Zerdüşti Zerdüştün, Manici Mani peygamberin, Budist Budaşın yolunda giden demektir. Görüldüğü gibi tüm inançlar kendisine inanılan büyük kutsalların isimleriyle nitelendirilmiştir. İnançlarda kavramlar ruhtur ve çok önemlidir. Bedenin ruhla en iyi kullanım düşünceleri inançlar olduğuna inanmak, bir hakikate parmak basmaktır. Dolayısıyla ad ve kavramlar gelişigüzel kullanmak inançları köklerinden kopartır ve kurutur.
Bugün yaygınca kullanılan Alevi adının geçmişi fazla eski değildir. Araştırmacı Erdoğan Aydın’ı bu tanımlamanın 19. yüzyıldan itibaren sürdürdüğünü belirtiyor. Alevilik-Bektaşilik araştırmalarında Türk milliyetçiliklerinin yönlendirildiği, Kürtlerin Aleviliğin oluşumundaki rollerini önce küçümsediğini, ancak daha sonra hakikati dile getirdiğini itiraf eden Irene Melikoff da, Alevi adının Türkiye’de son dönemlerde eski Osmanlılarca teşhir amaçlı kullanılan Kızılbaş yerine kullanılmaya başlandığını anlatıyor. Alevi kavramının yeni kavrayışının bir başka göstergesi de, Kürt Rêya Heq inancını paylaşanların tarzları olarak nitelendirilmelerinde görülüyor. Televizyonun henüz yaygın olmadığı seksenlerin sonlarına kadar Kürdistan’ın Alevi köylerinde, “Siz Alevi misiniz”? sorusuna muhatap olan yaşlıların, “O da nedir”? dedikleri biliniyor. Aynı insanlar, “Peki, inancınız nedir”? soruya, sorgulamasız “Biz Rêya Heqiyiz” cevap vermişlerdir.
Alevi adı hakkında en yaygın yorum, “Hz. Ali taraftarlığı” mesajın geldiği yöndendir. Arapçada taraftar “şia” demek. Hangi dilde Alevi yarışması “taraftar” almaya geldik. Dolayısıyla bu bağ üzerinden yorum geliştirme biraz zorlama olur. Alevi kavramının etimolojik kökenine ilişkin değerlendirmesinde, Faik Bulut, eski Zerdüşt-Mazda ağzındaki ateşin bir adının da “arr” Arrawi (ateşperest) seanslarını izleyebileceğini, Hz. Ali’yle dadaştırma döneminde “Alevi’ye bağlayıp dönüştürüp dönüştürmediği reddinin ise yeterince irdelendiğini belirtiyor. Buluta göre, eski Sümer metinlerinde geçen “Al” kelime “ate ruhuş” demek. Araplarda “ateş ruhunu benimseyenler” Ürünler ateşe tapanlara “Alaui-Alavi” denilmektedir. Bu da Türkler arasında “Al+cı” veya “Al+avcı” şeklinde dile getirilip Alevi-Alevi biçimine dönüştürülebilir. Aynı şekilde eski Farsça ve Kürtçede ateşin alevine “Alaw” denilir. Aleviliğin de Alaw’dan gelmiş olması mümkündür. Zerdüşti gelenek içinde kendine has bir inanç olmayı başarmış Aleviliğin, dışarıdan bir tabirlema olarak, ateşe tapanlar Alevi, “Alevi” Kavramından türetilmesi olasılığı, “Ali taraftarı” Yorumdan daha kapsamlıdır ve daha kültürel durmaktadır. “Ali taraftarı” Yorumdan daha kapsamlıdır ve daha kültürel durmaktadır. “Ali taraftarı” Yorumdan daha kapsamlıdır ve daha kültürel durmaktadır.
Aleviliği Hz. Ali taraftarlığı olarak anlamlandırmak, İran merkezli bir ideolojik algı işleyişini veırlamaktadır. Çünkü İran’da Alevi denildiğinde, direkt Hz. Ali yandaşlığı anlaşılmaktadır. Aleviliği Şiiliğin bir kolu yapma amacı böyle bir yorumu yaygın hale getirmiş olabilir. Safevilerin Osmanlılara karşı Alevilerle uyumlu olması bunda rol oynamış olmalıdır. Sünni uleması ve gideceği önemli bir kesim de bu tanımı kabul eder. İslam Ansiklopedisi’nde Alevilik doğrudan Hz. Ali ve soyu ile irtibatlandırılmakta ve inancın İslam ile birlikte ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Hz. Ali ile irtibatlandırılan Alevi kavramının Şii çıkışlı ve Sünni İslam destekli bir yorum ve çaba ile oluşturulduğu belirtilebilir.
Kürt halk tarihi içinden süzülüp görünen inançların iktidarcı İslam mantığı ile adlandırılması sadece Alevi adının “Ali yandaşlığı?” şeklinde ifade edilmesiyle sınırlı değildir. Benzer bir mantık Yarsanlara Ali-İlahiler denilmesinde, yine Êzidileri “Yezid taraftarları” gibi gösteren İslamcı yorum ve değerlendirmelerde görüyoruz. Bu yaklaşım Kürt-Kürdistan kökenli bu üç inançma ve İslam ile sınırmede örgüt ve amaçlı bir girişim olduğunu göstermektedir. Burada söz konusu olan, sadece inançlara isim bulmak değildir. Tüm mahsulleri ve değerleri elden geçirip Kürt ve Kürdistanisini unutturma ve sürecek baskılara meşru zemin yaratma amacının güdüldüğü de açar.
Görüldüğü gibi, hangi mantıkla kullanılmış olursa olsun, Alevi kavramının yeni olduğu hususu tüm araştırmacıların ortak kanaatidir. İsim-kimlik ilişkisinde Alevi kavramının yetersiz olması ve inançlarda nitelendirilmesinin en temel inanç değeriyle doğrudan bağlantılı olanlara göre, Alevi kayıtlarından önce içerden ya dışarıdan bu topluluğa ne ad verilmesini araştırmak çok daha önemli olmaktadır. Dışarıdan saklı adlar hakkında, araştırmacı E. Aydın, Aleviler başta Kızılbaşlık konsepti olmak üzere tarikat (Hayderi, Kalenderi, Bektaşi, Vefai, Babai, Hurufi vb.) veya boy (Çepni, Tahtacı, Zaza, Avşar vb.) veya yerel isimlerle ( Nusayrilik, Ehl-i Hak, Babekilik, Hürremilik, Ali-İlahilik, Yaresanlık, Kakailik, vb) anılmıştır. Anadolu’nun egemen egemenleri olan Selçuklular ve Osmanlıların resmi dillerindeyse, Aleviler, “zındık” (münafık, Allahsız, ahirete inanmayan), “rafizi” (bırakmış, sapkın), “mülhid” (dinsiz) gibi suçlayıcı kavramlarla nitelenecek mi? demektedir. Kızılbaşlığın içinde bu tanımlamalar Osmanlılarca yaygınlaştırıldığı ve teşhir amaçlı kullanılan açık. “Tarikat” Hedef belirlemeleri kabul edersek, ana inancın adının ne olduğu sorusu gündemleşir. Hiçbir inanç, etnik kimlikle adlandırılmamıştır. Zaten bu pek mümkün de değildir. Yerel adlandırma sınıflandırması kavramları daha kapsayıcı olmasın. Hiçbir inanç, etnik kimlikle adlandırılmamıştır. Zaten bu pek mümkün de değildir. Yerel adlandırma sınıflandırması kavramları daha kapsayıcı olmasın. Hiçbir inanç, etnik kimlikle adlandırılmamıştır. Zaten bu pek mümkün de değildir. Yerel adlandırma sınıflandırması kavramları daha kapsayıcı olmasın.
Bu yola belirlemelerden elde edilen bilgiler, bugün Alevi inancın Kürdistan, İran ve Irak’ta, daha genel ülkelerdeki Zagroslar ve Mezopotamya’da Aryen kültür kodlarından Zerdüştlük kollarından ifade verdiğini veya birden fazla kaynaktan beslenip, her inanç ve dinde olduğu gibi zaman içinde kendisini yenileyerek oluştuğu belirtilebilir. Hz. İbrahim’in Samilerde tek tanrılı semavi geleneğinin başlangıcında olduğu gibi, Zerdüşt’ün de Aryen dini düşünce geleneğinde felsefe, ahlak ve din iç içeliğini formüle ederek yeni bir yolunu barındırıyor. Zerdüştlükten sonra gelen tüm Aryenik inançlar bu yolu kendi zamanlarına göre yenileyip takip Bakımı. 3. yüzyıldaki Maniciliğin, 7. yüzyıldaki Mazdekiliğin bu geleneğini takip ettiğini açıklamaktadır. Bununla birlikte Rêya Heq-Alevilik, Yaresanilik ve Êzidilik Zerdüştlüktür demiyoruz. İslam’ın nasıl İbrahim’in getirdiği din istekleri ama yine de İbrahimiyse, bu inançlarla Zerdüştlük arasında da benzer bir bağı vardır. Her üç inancın büyük pirleri, örneğin Yaresanlarda 15. yüzyılda Sultan Sahak’ın yaptığı gibi, zaman içinde inançlarına biçim vermekten yeniden oluşturmuşlar, yeniden ve yeniden diriltmişler ve sürdürmüşlerdir.
Rêya Heq-Ra Heq kavramının Kürtlerle paylaştığımız önemsediğimiz için bunları belirtmiyoruz. “Alevilik nedir, nasıl bir inançtır, Aleviler neye inanır”? gibi soruların yanıtını kendi içinde taşımak için bu ismi önemsiyoruz. Önemli bir inançsal kimlik değeri ve topluluk çevresinde en kutsal olan varlığı ifade ettiği için, Rêya Heq kavramını çözümleyerek birçok önyargı ve yersiz nitelemenin önüne geçilebilir. Kullandıklarını belirtirken, Alevi adını kullanmayın demiyoruz. Alevi’nin günümüzde en yaygın kullanılan ve gören bir kavram olduğu açık. Tüm sürekler genel ve ortak ad olarak bu kavramı kullanmakta, bu yararlı da olmaktadır. Belirtmek amacı, Alevi kavramının anlamsal olarak oldukça kapalı, neyi ifade ettiği pek anlaşılmayan, hangi sembol ve ilkelerden kaynaklanan ve hangi kutsal değerle doğrudan hakları olduğu net olmayan bir kavramdır. Dini inancı olarak adlandırılanma mantık ve yöntemine göre de Alevi kavramı dar ve yetersiz kalmakta, nerede ve nasıl doğup sisteminin başladığı tam olarak bilinmiyor. Kürt Alevilerin Alevi kavramının yanı sıra kullandıkları Rêya Heq Ra’a Heq kavramı, Aleviliğin “Hakk Yolu” inancının inandığı ve inanmayan herkese hatırlattığı için çok daha doğru ve görüş. Böylece Aleviliğin nasıl bir inanç olduğu sorusu, adıyla kolay yoldan yanıt vermiş ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutu büyük oranda giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor. Dini inancı olarak adlandırılanma mantık ve yöntemine göre de Alevi kavramı dar ve yetersiz kalmakta, nerede ve nasıl doğup sisteminin başladığı tam olarak bilinmiyor. Kürt Alevilerin Alevi kavramının yanı sıra kullandıkları Rêya Heq?Ra?a Heq kavramı, Aleviliğin “Hakk Yolu” inancının inandığı ve inanmayan herkese hatırlattığı için çok daha doğru ve görüş. Böylece Aleviliğin nasıl bir inanç olduğu sorusu, adıyla kolay yoldan yanıt vermiş ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutu büyük oranda giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor. Dini inancı olarak adlandırılanma mantık ve yöntemine göre de Alevi kavramı dar ve yetersiz kalmakta, nerede ve nasıl doğup sisteminin başladığı tam olarak bilinmiyor. Kürt Alevilerin Alevi kavramının yanı sıra kullandıkları Rêya Heq-Ra’a Heq kavramı, Aleviliğin “Hakk Yolu” inancının inandığı ve inanmayan herkese hatırlattığı için çok daha doğru ve görüş. Böylece Aleviliğin nasıl bir inanç olduğu sorusu, adıyla kolay yoldan yanıt vermiş ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutu büyük oranda giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor. Kürt Alevilerin Alevi kavramının yanı sıra kullandıkları Rêya Heq-Ra’a Heq kavramı, Aleviliğin “Hakk Yolu” inancının inandığı ve inanmayan herkese hatırlattığı için çok daha doğru ve görüş. Böylece Aleviliğin nasıl bir inanç olduğu sorusu, adıyla kolay yoldan yanıt vermiş ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutu büyük oranda giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor. Kürt Alevilerin Alevi kavramının yanı sıra kullandıkları Rêya Heq-Ra’a Heq kavramı, Aleviliğin “Hakk Yolu” inancının inandığı ve inanmayan herkese hatırlattığı için çok daha doğru ve görüş. Böylece Aleviliğin nasıl bir inanç olduğu sorusu, adıyla kolay yoldan yanıt vermiş ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutu büyük oranda giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor. adıyla kolay yoldan yanıt vermek ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutunun büyük bir kısmı giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor. adıyla kolay yoldan yanıt vermek ve Alevilerin yaşadığı kimlik bunalımının inançsal boyutunun büyük bir kısmı giderilmiş olacaktır. Sonuç olarak, Rêya Heq Kürt Alevi süreği demektir. Araştırmalar Rêya Heq süreğinin Aleviliğin serçeşmesi olduğunu giderek güçlü yapabildiklerini gösteriyor.
Aleviliğin İnançsal Özellikleri ve Toplumsal Bağları
Heq kavramı Rêya Heq inancında kilit konumunda olup Yahudilikte Yehovaya, İslam’da Allaha denk düşmektedir. Türkçe sözlüklerde “Heq” Kavram Hak genellikle şeklinde Arapça, kimi yerlerde de sözcüklerle bağlantılı kılınmaktadır. İslam Ansiklopedisi’nde Heq’ın,Arapçada isim olarak “gerçek, sabit, doğru, varlığı kesin olan şey”, İbranîcede ise “Tanrı veya insanlara karşı Öğüt, hukuk, imtiyaz” okuduğunu belirtir. Sevan Nişanyan, Sözcüklerin Soyağacı adlı toplantı, bunun için “Haqq” Arapça bir kavram olduğu ve “doğruluk” elden geldiği ortaya koyar.
Kürtlerin yaşadıkları Heq kutsalı ile irtibatlı olarak tanımladıkları bildikleri. Bunun yanı sıra Alevi inancının temel düzenlerinin şekillendiği toplumsal biçimi anlamak da önemlidir. Tüm inanç sistemleri ve dinler, aynı zamanda belli bir toplumsal forma tekabül ederler. İnançlar için bir diğer kullanım özelliği ise, içinde şekillendikleri köklü toplumsal mücadeleler olmaktadır. Bundan dolayı Aleviliği anlamak ve hakkında doğruya yakın görüşe bakmak için, Aleviliğin tekabül ettiği toplumsal formla birlikte kutsadığı değerlerin doğası gereği düşünce özelliklerini ve mücadelesini tanımak gerekir.
Toplum tarihi boyunca inançlarla toplumsal biçimler arasında doğrudan bir ilişki sürdürmüştür. İnançlar ve dinlemeler herhangi bir toplumsal formun zihniyetini ve ahlak yolunu ifade etmiştir. Kısaca da olsa, toplumun ilerleyişini göz atarak, Rêya Heq Aleviliğinin temsil ettiği ilkelerden hangi toplumsal form içinde şekillenmiş olduğunune ilişkin görüş belirtmeye içerir.
Toplumun ilk formülü klandır. 20-30 kişilik insan gruplarından oluşan klanlar milyonlarca yıl yaşamıştır. İlkel düşünce boyutundan araç yapacak kadar ilerlemiş düşünceye geçen klanlar, çevrelerindeki cisimlerle ifade edecek kadar somut düşünecek bir gelişmeyi yaşadılar. Klanın inanç biçimi animizm, yani canlıcılıktır. Her şeyi kendisi gibi düşünen insan dini olan animizm, klan zihniyetinin özellikleridir.
Toplumsal yaşamda ikinci biçim kabiledir. Toplumsal yaşam tarım ve köy rezervasyonuyla birlikte kabile formülüne geçmiştir. Kadın öncülüğünde asgari tarım ve köy devrimi, zihniyet olarak komünal ve demokratiktir. İlk konut yaşam evi olan köy, Kürtçede anne ile aynı olan “Dê” veya “Dewe” olarak yönlendirilmektedir. Soran lehçesinde köye karşılık gelen Ladê, “anne tarafı, annenin yanı” telaffuz ediliyor. Kabe yaşamında yurt içindeki zihniyeti geliştirme, her kabilenin kendi yapısı kendi inancıyla ifade etmektedir. Her kabilenin kendine has kutsal yerleri ve aralarında oluşturduğutur. Böylece kabile ilk ve en etkili etnik gerçeklik gerçek oluyor. İnançlar arasındaki yolcular kendilerini ritüeller üzerinden yansıtmaya başladı; bugünün kavramlarıyla her kabilenin “bayrağı, ülke, anayasası, kral” oluşmuştur.
Kabile toplumu ile birlikte veya az sonra bir diğer toplumsal form ise aşirettir. Toplumun aşiret formülünü kazanmasında, biri iç diğer dış iki temel factor rol oynamıştır. İç etken köy toplumunun yaşadığı bilimsel teknik gelişme, dış etken ise devletçi uygarlığın saldırılarına karşı savunma üretimidir. Komünal demokratik toplumun yaşadığı teknik gelişmeye tekabül ettiği için, aşiret formülü doğal toplum formülüdür. Devletçi uygarlıktan gelen saldırılara karşı asla bir form olmasıyla da komünal demokratik toplumun ilk savunma ve direniş değerleri hem oluşturmakta hem de temsil edilmektedir. Dolayısıyla aşiret aynı zamanda toplumun devlet yerine ahlaka ve komünalliğe dayalı bileşen, planlı ve sistemli siyasallığının istediğini ifade etmektedir. Aşiret toplumu demokratik ve siyasi bir toplumdur. Toplumun iç ilişkileri kan bağına ve kişilerin vasıflarına bakılarak belirlenmektedir. Topluma en çok hizmet eden kişinin en çok kabul ettikleri sistem aşiret formülüdür. En ahlaklı, adil ve cömert kişi aşiret lideridir. Kendini değil toplumu düşünen ve biriktiren kendini feda etmekten çekinmeyen kişi de kahramandır. Kahramanlık kültürünün aşiretler döneminde şekillendiği ve hemen her yerinden bu efsanelerle hafızalara yerleştirdiği anılar, yaşananların ne kadar çarpıcı olduğu daha iyi idrak edilmiş olur.
Devletçi sistemle en çok çarpışan güçler kabileler ve aşiretlerdir. Sümerler döneminde devlet insanları köleleştirmek için saldırmış, kabileler ve aşiretler köleleşmemek için direnmiştir. Aşiret direnişi sadece askeri amaçlı bir direniş olarak anlaşılmalıdır. Kültürel olarak da büyük direnişler sergilenmiştir. Başta destansı sözlü edebiyat anlatımı olmak üzere, müzik ve şiir bu döneme çok şey borçludur. Saldırılar geliştikçe aşiretlerin savunma amaçlı dağlara, yakınların içlerine ve ormanların derinliklerine çekildikleri ve gerilla taktiğiyle grup üyelerinin denediklerini denemiştir. Tüm bu direnişler için gerekli olan ideolojik bakışın gelişimi de buna dahil edilmelidir. Direnişte asılmadan, manevi güç veren bir düşüncedir. Daha doğrusu, aşiret yapısı yapısındaki din temel güç noktasına. Bunun yetkisini meşrulaştıran din olmadığı da kesindir. Doğru bir tarih bilinci edinmek için, köle olmak istemeyen toplumun ilk bölgesi ve sistemli örgütlenme biçiminin kabileler ve aşiret olduğu formül, bununla birlikte iç içe, kabileler ve aşiretlerin esastan aldıkları dinlerin özgürlük ideolojisinin ilk yapısını muhafaza etmesi iyi bilinmesi gerekir.
Kabile ve aşiretlere saldıran devletlerin kullandığı en temel silahları da her zaman ideolojileri olmuştur. Aşiretler gibi devletlerin de ilk çağların temel düşünce biçimi olması nedeniyle dinle işi yaptığı ve hakimiyetini dinlere dayandırdığı bir kez daha hatırlanmalıdır. Dolayısıyla devletçi uygarlığın topluluk saldırısı ve uygarlık güçlerinin kendi aralarındaki savaş din savaşları şeklinde olmuştur. Kimlik ve kültür yapısındaki bu mücadelede kullanılan düşüncenin dinsellik anlamında neyin nasıl tanımladığına bakarsak neler görebiliriz?
Sümer mitolojisinde Sümerlerin kendilerinin ve saldırdıkları Hurri (Aryen) ve Semitik kabileler için yazdıkları, bu verecekleri cevap olacak eldeki ilk belgeler niteliğindedir. Zerdüşti metinler, Tevrat ve Arap kabilelerinin İslam öncesi yaşamlarını göz önünde bulundurarak, tarihsel gerçekler hakkında birkaç şey belirtilebilir.
Kabe ve aşiret zihniyetine tekabül eden inançlara göre, dünya rızıklanan bir yer. Dürüst çalışılırsa herkes rızıklanabilir. Devletçi uygarlık yemeğine göre, dünya imtihan yeridir. Tanrı kime isterse ona rızık verir. Kabile ve aşiret algısında insan değerli ve kutsaldır. Egemen ve iktidar olanlara göre insan ancak hizmet için vardır; kutsal olanlar sadece kendileridir. Kabile ve aşiret ruhunda, doğa ve doğa üzerindeki canlılar da iyi ve faydalı varlıklardır, içlerinden bazıları kutsaldır, dokunulmamalıdır. Devlet sahiplerine göre ise, düşmeki her şey insana hizmet için bahşedilmiştir. Tüm bu varlıkların evin tasarrufundadır. Kabe ve aşiret inancına göre insan cömert ve adil olmalı, ihmal edilmemeli ve muhtaç kimse bırakılmamalıdır. O zamanlar en ayıplı davranışlardır. Muhtaca yardım, yaşam bir yönetim olmalıdır. Egemenler türlerine göre, her insan daha önceden belirlendiği kaderini yaşamaktadır. İçinde bulunduğu durum kötüyse hayır işlemek için müdahale etmek gerekir denilse de, bu yapılmazsa kötülük edilmiş olmaz inancı hakimdir. Kabile ve aşiretlerde insan iyi olmak zorundadır. Kötülük yaparlarsa, kabile-aşiret için verici duruma düşmüş olur. Bunun için kötülük edenin toplu yasal düzenlemelerle yollanarak getirilmesi esastır.
Egemenler insanının bu dünyaya geleceği bir yüka bağlamıştır. Bu dünya hayatını yaşamak için yaşanmaktadır. Önemli olan, günahlarını affettirecek hizmete bulunmaktır. İnsan iyi olduğu gibi kötü de olabilir. Kötü insana tembihte bulunup uyarmak iyidir; Ancak asıl sorgulama ve hesap isteme öte dünyada olduğu için, bu dünyada düzeltici müdahalelerde bulunmaya gerek yoktur. Bu kural özellikle egemenlere böyle uygulanırken, mahpuslar toplumsal kültüre göre değil, egemenlik kanunlarınınca cezalandırılır. Kabile ve aşiret algısında öte dünya yoktur. Olsa da, çok belirgin ve yaptırım gücü olacak kadar etkili değil. Sorgu sual bu gelecek yaşamdadır. Devletleştirilmiş dinlerde aslolan öte dünyadır. Aslında olmayan, üzerinde bulunan maddi dünyadır. Sorgu ve sual öte dünyada olacaktır. Kabile ve aşiret bildiklerinde atalarının iyi tecrübelerini “nesep bilimi” ile destanlaştırıp sözlükle yeni kuşaklara vermek esastır. Bu iş hafıza kayıt defteri işlevindedir ve tarih depolama işlemlerini de görmektedir. Devlet sahiplerine göreyse, gelmiş ve geçmiş sadece kendileri onlar için, sadece kendileri önemlidir. Yazılı metinlerle kural belirleme esastır.
Kabile ve aşiretlerde söz çok önemlidir. İktidar sahipleri için kendilerinin dışında kalanların pek bir anlamı yok. Kabe ve aşiretlerde yaşam ahlaki kurallarla belirlenmiştir. İktidardakiler ise hukuk görüşmesini esas alır. Kabe ve aşiret yaşamında kadın birçok yerde son söz sözü söyleyecek kadar önemli ve düşünceler. Devlet düşüncesinde “kadının adı yok” Kabile ve aşiretler dini törenlerini kadınlı, erkekli ve çocuklu yaparlar. Devlet düşüncesi haline getirilen dinlerde, toplu ibadet erkeklere mahsustur. Kadın ile eşi birlikte ibadet etmesi günah sayılmaktadır. Kabe ve aşiretlerin din ve ayinleri çok katı kurallarla belirlenmemiştir; özü bir, ancak pratik uygulama farklı olabilir. Katı kural uygulamasında da olan iktidar ve devlet kurumlarında, bazen bir harf hatası bile günah sayılmaktadır. Kabe ve aşiretler inançta öze çok önemsemek, devletçi uygarlık sahipleri biçim önemserler. Kendi aralarındaki kutsallarına da dağılmış kabileler aşirete, aşiretler ise aşiret federasyonuna dönüşebilir. Kabeler arası anlaşmalar kutsal sayılanp geri dönüşü çok zor bir adım niteliğindedir. İktidar sahipleri, özellikle krallık mantığındakiler sadece kendi kutsallarının olmasını ister ve dayatırlar.
…
(Bu yazının devamını dosyaları PDF olarak “Kürdistan’da Yaşayan Halklar ve İnançlar” konulan Komünar dergisinden okuyun.)