Kürtlerin Kara Deliği
Rauf KARAKOÇAN
PKK’nin üstlendiği Medya Savunma Alanlarına yönelik Türk devletinin saldırılarına KDP’nin desteği artık destekle sınırlı olmayıp fiilen savaşa katılma aşamasına gelmiştir. Arzulanmayan gerilimli bir sürecin çatışmaya dönüşmesi, Kürtlere kaybettirmekten, düşmanı sevindirmekten başka bir işe yaramayacağı bilinmektedir. Aklı selim düşünen her insan Kürtlerin birbiriyle çatışması, çatışan taraflara zarardan başka bir sonuç vermeyeceğini iyi bilir. Gelin görün ki KDP’nin ısrarla ve inatla, çatışma çıkarmak için her yola baş vurması akıl karı değildir.
Hatırlanacağı gibi 29 Ağustos 2021’de Xêlîfan’da bir gurup gerilla pusuya düşürülüp katledilmişti. Rojavalı ailelerinin bütün çabalarına rağmen cenazeler dahi ailelere teslim edilmedi. Bunun gibi birçok olay yaşandı. Son olay ise 5 Ağustos 2023 günü Heftanîn’de yaşandı. KDP’nin kontrol noktasına yakın bir yerde Maku doğumlu İsmail Por Mahmut (Çiya Agirî) şehit edilmiş Dilgêş adındaki gerillada başından aldığı mermiyle ağır yaralanmıştır. KDP’nin komplo saldırıları ve provokasyon girişimlerinde onlarca gerilla yaşamını yitirdi bir o kadarı da yaralandı.
PKK ile Türk devleti arasında süren savaşta KDP’nin taraf olduğu herkesin malumudur. Bu tarafgirlik yıllara varan bir durumdur. 1992’de başlayan ihanet savaşından günümüze devam eden bir durumdur. Kaldı ki öncesi vardır. 80’li yıllarda bazı guruplar Kuzeye geçerken sınır hattında KDP tarafından katledilmiştir. PKK ve KDP arasındaki çatışmalı süreçlerin şeceresi de kayıtlarda mevcuttur. 16 Mayıs 1997 Hewler Katliamı hala hafızalardaki yerini korumaktadır. 100 üzerinde devrimci-yurtsever katledilmişti. Hasta yatağındaki bakıma muhtaç yaralılar bile hunharca katledildi. Bütün yaşanmışlıklara rağmen sebatkâr davranan taraf hep PKK olmuştur.
1997 savaşına ilişkin bir bilgiyi de paylaşmakta fayda var. Türk devletinin Başûrê Kurdistan’a saldıracağı, büyük bir operasyon hazırlığı içinde olduğu haberleri Türk basınında işlenmeye başlanmıştı. Savaşın psikolojik yönü yoğunca devreye girdiği günlerdi. Benzer duyumlar KDP cephesinde de duyulur hale gelmişti. İlk tavır değişiklikleri yol kontrollerinde kendisini göstermişti. KDP’nin izniyle geliş gidişleri sağlayan PKK’ye ait araçların geçişi kontrol noktalarında sorun olmuştu. Sudan gerekçelerle araçlar bekletiliyor, engelleniyor, geçişlerine izin verilmiyor, gerilim çıkarılıyordu. Türk devletinin güneye Kürdistan’a saldıracağını KDP’nin tavır değişikliğinden çok önceden anlaşılır olmuştu.
Saldırı öncesi (1997 Mart-Nisan olabilir) PKK ve KDP arasında en üst düzeyde bir görüşme gerçekleştirildi. Mesut Barzani ve Cemil Bayık, Zap suyunun kenarında bulunan Dereluk kasabasında ki KDP bürosunda akşam karanlığı çöktüğünde bir araya geldiler. Konu; KDP’nin Türk devletiyle savaşa katılıp katılmayacağı konusu başta olmak üzere yaşanan sorunların giderilmesine yönelikti. Görüşme sonrası varılan karar KDP’nin savaşa girmeyeceği yönündeydi. Bu konuda PKK’ye en üst düzeyde güvence verilmiştir. Fakat pekte emin olunmayan bir güvenceydi.
1997 Mayıs’ında savaş başladığında Zap’ta, Amêdiyê’nin sırtlarında ki gerilla mevzilerine ilk saldıranlar KDP güçleri oldu. Görüşmede savaşa girmeyeceklerine dair Mesut Barzani’nin bizzat kendisi söz verilmişti ve PKK güçleri de bu söz üzerine pozisyon almışlardı. Ne yazık ki en kanlı çatışmalar bu süreçte yaşandı ve Hewler katliamı da yaşanan acıların en büyüğü olmuştu. Güven vermeyen sözler, gerçekleşen komplolar ve sayısız provokasyon girişimi neticesinde yaşanan onca acı, verilen ağır bedellerle geçen yıllar bize şu gerçeği öğretti! O da KDP’nin iflah olmazlığıdır. Etrafındaki bütün nesneleri kendisine doğru çeken, yutan kara delik misali, KDP’de Kürtlerin kara deliği gibidir.
Başûrê Kurdistan tümüyle Türk devletinin hakimiyetine girmiştir. Siyasi, ekonomik ve askerî açıdan hâkim güç Türkiye’dir. Başûrê Kurdistan halkı bu tehlikenin farkına varması gerekir. KDP, Türk devletiyle olan ilişkisi sadece PKK karşıtlığı değil, Kürt karşıtlığı temelinde yapılan iş birliğine dayanmaktadır. Türk devletinin bütün saldırılarından sorumludur. Yaşanan can kayıplarından sorumludur. Özelikle de MExmur ve Şengal’a yönelik hava saldırılarından bizzat KDP sorumludur.
KDP’nin sorumsuz ve düşmanca faaliyetleri Rojava Kurdistan’ı üzerinde de devam etmektedir. DAİŞ’in hakimiyetinde olan alanlara, Barzani yardım vakfı üzerinden, ENKS denilen paravan örgütle Efrîn’e kadar uzanmakta ve Rojava içinde her türlü fitneyi sokarak nifak tohumları ekmektedir. Roj Peşmerge çetelerini hangi amaçla örgütlediği, neden beslediği de bilinmektedir. Yani Başûrê Kurdistan’ın sınırları dışına taşan bir düşmanca faaliyet söz konusudur. Rojava kapısını kapatıyor, geliş gidişleri engelliyor, ambargo uyguluyor, keyfi uygulamalarda bulunuyor. Bu düşmanlık neden diye sorulduğun da ise konu özünü kaybediyor, PKK ve KDP arası bir gerginlik olarak ele alınıyor ve telkinlerde bulunuyorlar. Oysa ki KDP’nin içinde bulunduğu kirli ilişkiler bütün Kürtlere zarar veren hale gelmiştir.
Kürtler arası var olan sorunların çatışma aşamasına varmadan hal yoluna girmesi elbette beklenen bir durumdur. Hiçbir Kürt, Kürtler arası bir çatışmaya, kan akıtılmasına taraftar değildir. KDP yöneticilerinden Elî Ewnî basın üzerinden PKK yöneticilerini hedef göstererek kullandığı dil açıkça savaşa davet niteliği taşımaktadır. Hal böyle iken baş vurulacak merci öncelikle halk olacaktır. Halka duyarlılık çağrısı, bu gidişata karşı tavır takınması, çatışmaya yol açan tarafı engellemesidir. Çünkü bu savaşın zararı en fazla halka dokunacaktır. Bir hiç uğruna yaşanacak çatışmalar düşmanın işine yarayacağını bilerek bunun durdurulması gerekir. Aksi takdirde bıçağın kemiğe dayandığı bir noktada meydana gelecek durumları kestirmek Kürtler açısından zor olmayacaktır.
KDP yetkilileri basın yayın organları üzerinden PKK yöneticilerini hedef göstereceğinde daha sorumlu davranmaları gerekir. PKK ile savaşa tutuşarak kazanacağı hiçbir şey olmayacağı gibi, eldekini de tüketmekten başka işe yaramayacaktır.