Enerji koridorları ve yeni enerji maddeleri üzerinden dünya siyasetinin dizayn edilmesi:

0

Enerji koridorları ve yeni enerji maddeleri üzerinden dünya siyasetinin dizayn edilmesi.

Yaşadığımız çağın teknik-teknolojik anlamında değişim-dönüşüme uğradığı bir dönemdir. Siber güvenlik, yüksek düzeyde iletişim düzeyi, yapay zeka süreci ve  enerji nakli ile iklimle uyumlu enerjiye geçiş dönemi yaşanmaktadır. Buna bağlı olarak petrolün bir süre sonra temel ihtiyaç olarak gündemden çıkması beklenmektedir. Bu arada Rusya ve Ukrayna savaşı nedeniyle yaşanan enerji sıkıntıları, iklimle uyumlu enerjiye geçme yönelimini hızlandırılmış bulunmaktadır.

Şimdiden dünya elektrik, su, rüzgar ve güneş enerjisine dayalı devasal projelere gitme çalışmaları hızlanmış durumdadır. Elektrikli arabalar, uçuş araçları, deniz altı-üstü teknik araçlar, başta mesleki iş-yazılım teknolojisi olmak üzere, yapay zeka tekniği ve robotları, kamara sisteminin makro-mikro alanlarında kullanışı gibi alanlarda yaşanmış, yaşanacaktır.

Toplumsal gelişme süreçlerinde kömürün yerine petrolün geçişi, Mani faktörün yerine sanayinin gelişmesi yeni çağı beraberinde geliştirmiştir. Bazı uzmanların çağları enerji maddeleri üzerinden tanımlamalara gittikleri bilinmektedir. Örneğin, kapitalist üretimde kömürün ana enerji birimi olarak kullanıldığı dönem kendine ait bir ulusal ve uluslararası hiyerarşi yaratmış, İngiltere bu dönemin hegemonyası, Kömürün yerini petrolün aldığı dönemde ise, ABD hegomonik güç olarak öne çıkmıştı, dolayısıyla dünya siyaseti petrol birimi temelinde kendine ait bir hiyerarşi geliştirmişti bunun merkezinde  ABD bulunmaktaydı. Şimdi bu hiyerarşi istenildiği gibi işlenmediği ve çözülmeye doğru gittiği görülmektedir.

Sanayi devriminden bu yana enerji kaynaklarına sahip olabilmek için kıyasıya bir yarış başlamış bu yarış bir çok savaşa sebep olduğu bilinmektedir. Birinci ve ikinci dünya savaşların, krizlerin çoğunun, doğrudan veya arka planında, enerji maddelerine sahip olma veya enerjinin nakledildiği rotaların, güzergâhların güvenliğinin sağlanması olduğu görülecektir. Enerji maddelerinin üretim alanları ile tüketim yerleri arasındaki jeopolitik durum, nakil hatları  ve en büyük enerji tüketim bölgeleri üzerinden doğru bir tahlil yapılırsa, enerji madde tekeli için neden büyük savaşların verildiği sonucu da ortaya çıkacaktır.

Durum buysa yeni enerji rotaları ve güzergahları şu anda hangi düzeyde ve buna karşı iç içe geçmiş değişken çıkar bloklarının durumuna bakmak yeterli olacaktır. Ortadoğu da bir çok devletin yakılıp yıkıldığı, sermayenin dolaşımına engel olmaktan çıktığı görülmektedir. Fakat sermaye özünü temsil edecek siyasal işbirlikçi rejimlerinin kurulmaması nedeniyle, sermaye güvenliğini koruyacak bir taraftar oluşturma sürecinin tamamlanmadığı görülmektedir. Diğer taraftan  enerji kaynakları ve güzergahları bakımından ise, Başta mısır, Tunus, Libya, Irak, Lübnan, Suriye, yemen, İran ve Türkiye’de yaşanan yeni durum ve  savaşların özünde bu gerçeklik yatmaktadır. İsrail Hamas, Azerbaycan, Ermenistan (Karabağ) savaşları ve zengezur tartışması direk bu durumla bağlantılı gelişmelerdir. Türkiye’nin başta kuzey doğu Suriye, güney ve kuzey kürdistana karşı, soykırım ve  imha-inkar savaşı direk bu gelişmelerle bağlantısı vardır. Rusya ve Ukrayna savaşı, Çin’i Tayvan üzerinden çevreleme ve ablukaya alma stratejisinin özünde paylaşım ve hegemon olma savaşı olduğu açıktır.

Rusya’nın petrol, doğalgaz ve enerji hatları tekelini kırmak için NATO, ABD, İsrail, Avrupa ve Türkiye arayış içinde oldukları biliniyor. Avrupa’nın enerji anlamında Rusya’ya bağımlılığı bilinmektedir. Başta Rusya, İran, Suriye ve ilgili devletlerin Suriye üzerinden akidenize açılan enerji koridor planlanmasının gerçekleşmediği, batının bunu engellediği bilinmektedir. Ayrıca Süriyenin batı enerji politikasını kabul etmediği için savaşın yaşandığı önemli bir iddia olarak dile gelmiştir. Çin’in kuşak ve yol projesi, Latin Amerika, Afrika, Avrupa, Asya ve Ortadoğu olmak üzere önemli merkezlere kanca atarak çarpıcı projelerle sahneye girmesi enerji savaşlarının kızıştıran adımları olmuştur. Buna karşı, batılı güçler cephesi de G20’de Afrika birliğini de eklemleyerek Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa ekonomik koridoruyla cevap olmuştur. Çin’in Ortadoğu’ya siyasi ve diplomatik yöntemlerle açılım yapması karşı hamle biçiminde gelişse de  sonuçta Ortadoğu’da tüm güçlerin kesiştiği ana nokta olmuştur. Her ne kadar dünyanın çeşitli yerlerinde bu gerginlik savaş hatta nükleer savaş tehdidi düzeyine gelmiş olsada bu güçlerin kesiştiği ana güzergah Ortadoğu olmuştur. Çin ve Rusya’nın Ortadoğu’ya inmeleri bu gerçekliği ifade etmektedir. Yakın dönemde bazı güçlerin Ortadoğu’dan çıkacağı söylemleri bu nedenlerden dolayı gerçeği yansıtmamaktadır.

Diğer yönden Afrika coğrafyası yeni enerji maddelerin deposu olarak yeni dönemde konumu güçlenecektir. Afrika kıtasında çok ciddi bir rekabet savaşı yürütüldüğü gözlemlenmektedir. İlaveten Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa ekonomik koridoru ve bir kuşak bir yol projesini de içine ele alacak olursak, başta  Afrika, Hint okyanusu, Arabistan yarımadası, Asya ve doğu Akdeniz  bölgeleri, Ortadoğu bölgesi üzerinden Kıbrıs, Yunanistan ve Avrupa’ya varma rotası  dört ana girişi bulunmaktadır.

  1. Hint okyanusundan Afrika’nın doğu sahillerini takip ederek Babulmendep boğazıyla Kızıldeniz’e giren ve Süveyş kanalından Akdeniz’e ve oradan da Yunanistan-Kıbrıs ve Avrupa’ya ulaşan hat.
  2. Aynı hattı takip eden fakat aktarma olarak Mısır-Gazze hattı yani İsrail-Filistin üzerinden Avrupa’ya açılan hat.
  3. Afrika’nın güneyi ve batı sahillerini takiben Atlas okyanusuna ulaşan ve Avrupa’nın batı sahillerine veya Cebelitarık boğazından Akdeniz’e girerek Avrupa’nın güney sahillerine ulaşan hat.
  4. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne alternatif olarak oluşturulan, Hindistan-Birleşik Arap Emirlikleri-Suudi Arabistan-Ürdün-İsrail üzerinden Avrupa’ya yönelecek olan IMEC (India-Middle East-Europe Corridor) hattı.

Bu dört ana kapı stratejik konumundadır ve en çok dikkat çeken alanlar olmaktadır. Özellikle bu güzergahların kesiştiği ana nokta İsrail ve Filistin topraklarıdır. İsrail ve Hamas savaşının ısrarla sürdürülmesinin nedeni enerji yol temizliği olduğu açıktır. Diğer yönden ABD ve İran görüşmeleri, Hürmüz boğazı üzerinden İran, Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa ekonomik koridoruna dahil etme tartışmaları vardır.

Dikkat edilirse ana güzergah hatları Ortadoğu ve doğu Akdeniz bölgeleri stratejik merkezler olmaktadır. Bu ana rotaların Ortadoğu ve kürdistanda ki enerji kaynaklarını da eklemleyerek taşımaları söz konusu olmaktadır. Dolayısıyla dünyayla bağlantısı olan bu dört ana kapı ve körfez ülkeleri arazi değeri en yüksek olan bölgeler olmaktadır. Devam edelim, Afrika, Asya ve Ortadoğu bölgelerini birbirine bağlayan Sina yarımadası ve Filistin topraklarıdır. Sina çölü, Afrika kıtası ile Arap yarımadası arasında bir platodur. Coğrafik olarak Asya kıtasına dahildir. Sina çölünün doğusu, İsrail, Mısır sınırıdır. Bu topraklara hakim olan Akdeniz, Afrika ve körfeze hakim olur.

Bu duruma göre Ana kapılar ve hatlara göre  güzergahların kesiştiği ana merkez olan doğu Akdeniz limanları hangi devletlerden oluşmaktadır.? Türkiye, mersin İskenderun limanı, Suriye, Lazkiye Tartus limanı, İsrail hayfa limanı, Filistin, Gazze limanı, Lübnan’ın Beyrut limanı ve Kıbrıs limanı doğu Akdeniz limanları olarak paylaşılmaktadırlar. Şu anda yeni liman güvenlik antlaşmaları bu nedenlerden dolayı yapılmamıştır.

ABD ve İsraillin büyük projesi, bütün kapıların İsrail, Filistin-Gazze limanı üzerinden enerji koridorunun kurulmasına bağlıdır. Bu büyük proje ve muhtelif diğer projelerin gerçekleşebilmesi için geri kalan tüm limanlar pasif, edilgen konumda olup devre dışı kalması düşünülmektedir. Başta Suriye, Türkiye ve Lübnan limanları pasif konumunda olup devre dışı bırakılmak istenmektedir.

Bu büyük projeye göre, Suriye devleti, istikrarsız, yoksul, sorunlu, etkisiz, güçten düşmüş ve parçalı olması gerekmektedir. Lübnan, ya işgal edilmiş olmalı bu olmazsa yönetimi değişmesi gerekmektedir. Ama her durumda mutlaka bu alana hakimiyet sağlanması düşünülmektedir.

İsrail başbakanı Bünyamin Netanyahu ‘Ortadoğu’yu değiştireceğiz, Ortadoğu haritalarını geri dönmeyecek şekilde değiştireceğiz’ sözü bu gerçekliğe dayanmaktadır. Aynı şekilde Türkiye cumhur başkanı Erdoğan’ın ‘Hamas Gazze’de Anadolu’da ileri hat savunuculuğunu yapıyor, Anadolu’yu savunuyor’ sözünü de bu büyük projeye karşı tutumunu ifade eden bir söylem olarak ele almak gerekir. Zira İsrail-Hamas savaşı bir yol temizliği olarak geliştirildiği tezi yanında İsrail, Arap antlaşmasına karşı geliştirilmiş bir plan olduğu tezi de ciddi anlamda tartışma konusu yapılmaktadır fakat sonuçta bu süreç İsrail-ABD politikasıyla uyuşan bir gelişme olarak ele alındığı görülmektedir.

İsraillin dehşet düzeyindeki katliam uygulamaları, projenin büyüklüğü ve hamasın kesinlikle tasfiyesine dayanmasındandır. Türkiye bunun farkındadır tüm gücüyle bu projeyi boşa çıkarmaya çalışmaktadır. En son Rusya aklıyla gelişen Türkiye Süriye yakınlaşma süreci Suriye’yi pasif, parçalı konumdan çıkartıp güç ilişki denklemine koyma planlamasıdır. Çünkü zayıf ve merkezi yönünü kaybeden  statükocu güçlerin varlığı Kürt halkına alan açmaktadır. Bunun için bölge devletleri sorunlar karşısında merkezileşmeye doğru geri döndürme çabaları söz konusudur. Suriye’yle ilişkilerin ana mantığı bu olmaktadır, aynı şey Irak için geliştiği görülmektedir.  Ayrıca zemini oluşturulan ve ilerde yakınlaşmaları düşünülen İsrail ve Arap antlaşması karşısında Suriye devletini yakın markaja alma ve yeni cepheye dahil etme siyaseti yanında ABD’ye karşı  şantaj siyaseti yapma ihtimali de vardır.

Ayrıca Türk ve Kürt savaşının bir çok nedeni olsada en önemli gerekçesi de, Irak, Asya ve Avrupa’yı bir birine bağlayan ulaşım projesini yol güvenliğini geliştirmek ve temizlemek olduğu anlaşılmaktadır. Kürdistan coğrafyası hem enerji rotası açısından hem de enerji kaynak zenginliği bakımından oldukça önemli bir kesişme noktasıdır. Bu alanda 50 yıllık savaş süreci enerji maddelerini arama bulmaya engel teşkil etmesi kadar enerji madde güzergahları için de bu direnişin engel pozisyonunda olduğunu belirtmek gerekir. PKK hareketi hem enerji kaynak arayışları hem de enerji yolları için engel pozisyonunda olduğu son gelişmelerle birlikte görünür olmuştur. PKK hareketi başta NATO ve diğer güçlerin temel gündeminde sürekli tasfiye edilmesi gereken bir olgu olduğu bilinmektedir. Türk devletinin bu güçlerden aldığı destekle Kürt tasfiyesi için soykırım politikasını güttüğü bilinmektedir. Dolayısıyla kalkınma projesi adı altında gelişen enerji yol güzergahı için hem Kürt tasfiyesini gündem yapılmış hem de Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa ekonomi koridorunu boşa çıkartmaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Bir taşla iki kuş vurma siyasetinin yürütüldüğü ortadadır. Hatta Irakla ortaklaşma üzerinden KDP’ nin tasfiyesi güdülürken, KDP ’ye  dayanarak PKK’yi tasfiye etmeyi planlanmıştır. Ayrıca Türkiye’nin denge siyaseti enerji güzergahlarına da yansıdığı görülmektedir. Hangi hegomonik gücün kazanacağı belirsizliğini korurken, Irak, Asya ve Avrupa’yı bir birine bağlayan kalkınma projesi, ileriki süreçte hem bir yol ve kuşak proje hem de Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa ekonomi koridoruna eklemlenecek bir proje olduğunu belirtmek gerekir.

Merkezi düzeyde ABD, Rusya ve Çin enerji güzergah projeleri arasında kıyasıya bir savaş hali yaşandığı görülmektedir. Bu projelerin Ortadoğu ülkelerine bir tercih dayatılmaktadır. Yaşanan kaotik ara dönem sürecini aşma planları son enerji koridor durumları netleştikten sonra hızlanacağı görülmektedir. Ya kuşak yol yada Hindistan-Ortadoğu ve Avrupa ekonomi koridoru devletleri tercihe zorlamaktadır. Arap devletleri, Türkiye ve İran ciddi bir tercihle karşı karşıyadırlar.

Ortaya koyduğumuz Ortadoğu’ya açılan dört ana kapının hem geçiş güzergahı hem de enerji rezervleriyle en iddialı devletler körfez devletleri olarak öne çıkmaktadırlar. ABD ve Avrupa’nın Arap İsrail antlaşma arayışı ve dayatmaları körfez ülkelerinin öneminin artmasına bağlamak gerekmektedir. Bu makalenin önemli bir tartışma konusu  olan  teknik-teknoloji ve enerji maddelerin değişim sürecinin, yeni bir çağa geçiş dönemi olarak tanımlanmıştı. Nasıl ki kömürün yerine petrolün geçişi ulusal ve uluslararası bir hiyerarşiyi yaratmış ise, petrolün yerine iklimle uyumlu enerjiye geçiş dönemi ve yeni enerji madde arayışları süreciyle, bölgesel ve uluslarası yeni hiyerarşinin gelişeceğini öngörmek gerekir. Bu ülkeler için jeopolitik bir sürecin başlandığını belirtmek gerekir. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, ABD ve diğer devletlerin iklimle uyumlu bir enerji geçiş süreçleri için çalışmalar yaptıkları bilinmektedir.

En çok dünyayla uyumlu, sürece kendini odaklayan ülkeler körfez devletleri olmuştur. Deyim yerindeyse, körfez ülkeleri için araziyi pahalıya pazarlayan bir dönem olduğu söylenebilir. Fakat sadece coğrafya üzerinden yeni döneme entegre olması yeterli değildir. Siyasi rejimlerin  kendi içlerinde sermayeye uygun şartlara göre işlenip işlenmediği de önemli bir neden sayılmaktadır. Çünkü sermaye ve enerji, ticaret rotaları sermaye haklarını koruyan bir siyasal, ekonomik ve bürokratik sistem istemektedirler. İşte körfez ülkeleri bir çok bakımdan bu şartlara uygun bir seyir izlemektedir. Körfez ülkeleri, fosil yakıtlarının ana enerji üretim kaynağı olmayacağı bir döneme geçileceği kaygısı yaşamaktadırlar. Bu gelişmelerde körfez ülkelerini yeni dünyayla uyumlu hatta sıçramalı bir süreci başlatmışlardır. Körfez ülkeleri, petrole dayalı ekonomiden uzaklaşmaya çalışıyorlar, dünyaca kabul gören bazı araştırmalar ortaya çıkan dünya projeler raporunda körfez ülkeleri bu değişime kendilerini yatırmalarından bahsetmektedir. Örneğin Suudi Arabistan toplam değeri 819 milyar dolar olan 5 bin 200 den fazla proje uygulama aşamasındadır. Körfez ülkeleri başta Suudi Arabistan Petrol dışında sürdürebilir bir ekonomi çerçevesinde, ABD, İngiltere, Hindistan ve Çin gibi bir çok ülkeyle ortak projeler için uzun vadeli antlaşmalara gidilmiştir. Bunun için petrol satışına bağımlılığı azaltmayı, Turizm, sağlık, teknoloji, spor, eğitim gibi alanların yabancı yatırımcıları çekmeleri amaçlanmaktadır.

Aynı raporlarda gelişecek olan bir çok projelerin büyüklüğü ve yaygınlığından da bahsedilmektedir. Örneğin, post modern teknoKENT NEOM, Suudi Arabistan kuzeybatısında, Kızıldeniz kıyısında inşa edilmeye başlamış bulunmaktadır. 500 milyar dolarlık dev bir şehir projesi yapılıyor. 9 milyon kişinin yaşayacağı temiz enerji yani petrol yerine iklimle uyumlu enerji geçişi sürecini sağlamış bulunmaktadır. Yapay zeka metodolojisiyle beslenecek olan kent, akıllı şehir olarak gelişme gösterecektir. Benzer çerçevede, diriyah kültür başkenti, qiddiya eğlence merkezi, amaala sağlık yaşam ortamı olarak hizmet verecek ve Kızıldeniz’de ise, 90 adalı lüks Turizm merkezi kurulacaktır.  Dünyanın tüm şirketleri yeni yatırımlar için yönünü körfez ülkelerine vermişlerdir. Bu kaotik dönemde en güvenilir ve istikrarlı ülkeleri körfez devletleri olmuştur.

Genel ve bölge düzeyinde dünyayla uyumlu projeler peşinde koşan ve bunun için gerekli iç mevzuatları oluşturan bir rekabet ve değişim görülürken, AKP ve MHP faşist devletinin tek amacı Kürt inkarı üzerinden Misakı milli projesinde ısrar etmesi sonucu evdeki bulgurdan da olduğu görülmektedir. Türk faşist devletinin ‘Kürtler faydalanmasın’ adı altında Ortadoğu bölgesinde cihadistlerle geliştirmiş olduğu ittifak ve savaş konsepti nedeniyle, kaybetmesine yol açmıştır. Bu politikalar nedeniyle Türkiye’nin yüzyıldır aldığı coğrafik misyon elinden alınmış gözükmektedir. Değişen dünyada Türkiye’ye coğrafik anlamda vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak ele alınmayacaktır. Çünkü Kürt inkarı ve misakı milli arzusu nedeniyle içte işlemeyen bir bürokratik sistem vardır. Türkiye Kürt inkar politikası nedeniyle bu yeni döneme kuralsız, çetevari ve mafyavari bir iç kural yöntemi ve otoriterlik süreciyle girmiştir. Türkiye devlet yapısı ve ortamı sermayeye, yatırıma ve turizm için  güven vermemiştir. Bundan dolayı  sermaye ye uygun kurumsal ve işleyen bir devlet yapılanmasının ortamı bulunmadığından güvensiz bir ülke konumundadır. Son dönemlerde Avrupa yanlısı olan Mehmet Şimşek’i maliye bakanlığına atamışlardır. Dolayısıyla maliye bakanı Mehmet şimşek ve içişleri bakanı Ali Yerlikaya’yla birlikte devlet politikası gereği Türkiye sistemini dizayn etme süreci sermayeye güven vermek ve sermaye haklarını koruyan bir bürokratik, ekonomik sistem oluşturmak istenmiştir. Oysa Türkiye’nin bu duruma gelmesinin tek nedeni Kürt soykırım politikası ve bunun için içine girdiği  her türlü yanlış politikalardır. Bunları köklü değiştirmeden Türkiye’nin ileriki dönemlerde bu politikadan ısrarlı olması nedeniyle parçalama tehlikesi yaşayacağını öngörmek gerekir.

Sonuç olarak, Bu yazıda hegomonik savaşın enerji koridorları, yeni ticaret rotaları ve sermayenin engelsiz dolaşımı üzerinden siyasal analize gitme tartışması yapılmıştır. Çünkü bu süreç belirsizlik sürecidir ve doğru bir siyasi analiz öngörüsü yapmak oldukça güçtür. Paylaşım savaşlarının özünü teşkil eden enerji nakli ve sermaye politikasının ayak izleri üzerinden bir analize gitme ihtiyacı bu nedenle yapılmıştır. Bu genel politikalara karşı Kürt özgürlük hareketin politikaları ne olmalı sorusu ise başka yazılarda konu edilecektir.

Devrimci selamlar.

Kuzey doğu Süriye Abdullah Öcalan sosyal bilimler akademisi. (siyaset  komisyonu).

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.