Özgürlükçü insan her olaya ve olguya artan bir ilgiyle yaklaşır:

0

Özgürlükçü insan her olaya ve olguya artan bir ilgiyle yaklaşır

 

Yüksek duyarlılıktan söz edildiğinde yine aklıma ilkin Kemal Pir gelir. Kemal’in yüksek bir duyarlılığı vardı, aynı anlamda büyük bir sezgi gücüne sahipti. Yaşama derin saygıyla yaklaşıyor ve bu saygının gereği olarak ona özgürlük bahşetmek istiyorsanız, duyarlılığınız had safhaya yükselir. Hele bir de yaşam solucan türüne özgü bir soluk alıp verme edimine indirgenmişse, daha çok tüketme yaşadığını kanıtlamanın yegane yolu haline getirilmişse, başka bir deyişle yaşam bir katliamı yaşıyorsa ve insansız bir yaşam ortama egemen kılınmışsa, bu noktada duyarlılığınızı alabildiğine yükseltmek zorundasınız. Yaşamak için mücadele edecek, mücadele etmek için yaşayacak, sistemin yaşama dayattığı katliamın önüne geçmek için daha fazla mücadele etmeye çalışacaksınız. ‘Nerede inceyse oradan kopsun, ya herro ya merro’ havasındaysanız, yaşama ilginizi yitirmişsiniz demektir. Mücadele yaşamında bize kaybettiren tutum da aslında bu oldu. Birçoğumuz mücadelede küskünleri oynadık. Tabii yaşa ma karşı duyarlılığını yitiren birinin Kemal Pir’i izlediğini iddia etmesi gerçekçi değildir.

Herkes iyi bilse de, burada Kemal Pir’in “biz yaşamı uğrunda ölünecek kadar seviyoruz” sözünü aktarmak istiyorum. Yaşama bu denli yüksek ilgi duymak ve bunun bir aşk halini alması özgürlüğe bağlılığın da ölçütüdür. Kuşkusuz kişinin duyarlılığı özgürlüğe bağlılığı ölçüsünde gelişir. Özgürlükçü insan her olaya ve olguya artan bir ilgiyle yaklaşır. İlgi anlamaya yol açar, anlama eyleme yöneltir. Anlamak eylemesini bilmektir, eylemle dünyayı değiştirmeye çalışmaktır, yaşamı kirlerinden arındırıp özgürleştirmek ve sevgiyle yaşanılır hale getirmektir. Bu açıdan Kemal Pir anlayışta ve uygulamada zirvedir; Önderlik gerçeğine büyük sadakatle bağlılık, onun içselleştirilmesi ve hayata geçirilmesinde örnek kişiliktir. Başkan Apo, anlama ile uygulamanın tek bir süreç olarak ele alınması gerektiğini ısrarla vurgulardı. Bunu herkesten önce başaran her zaman Kemal Pir oldu.

 

Yıllardır kendisinden çıt çıkmayan, deyim yerindeyse karanlıklar içinde yitip giden Fatma’nın bir yazıyla bile olsa sesini duymak farklı bir duygu yarattı. Karanlıklar prensesi hala karanlığın içinde olsa bile, bir şeyler yazarak bir yerlerde olduğunu söylüyor diye düşündüm. Nasname denilen kimliksizler sitesinde küfür sanatını icra eden kafir takımına da cevap veren Fatma, ‘Kürt halkının özgürlük davasına olan inancını ve yarattığı değerlere bağlılığını her şeye rağmen koruduğunu ve korumaya devam edeceğini’ belirtiyor. Tabii benim niyetim bu yazıyı değerlendirmek değil. Yine de bu cümleleri bile oldukça ilginç bulduğumu belirtmek isterim. Hayır, böyle değilsin demiyorum, umarım yazdığı gibi değerlere bağlılığını korumuştur.

 

Kemal Pir’i anlatırken Fatma’dan söz etmemek olmazdı. Grubun diğer üyeleri gibi ben de Fatma’yı ADYÖD’ün yeniden kuruluş sürecinde tanıdım. Çekici sayılabilecek tipik bir Kürt kızıydı. Ama esas özelliği bu değildi. Her haliyle öteki öğrenci bayanlardan farklı bir havası vardı. Öncelikle ağırbaşlıydı. Liderlik özelliklerine sahipti. Çok iyi bir devrimci olabileceği kanısı uyandırıyordu. Daha sonra fiilen gruba katıldığında hepimiz sevinç duymuştuk. Çünkü grup sadece kadın özgürlüğüne ilgi duymakla sınırlı kalmıyor, bu ilgi Fatma gibi rafine denilebilecek bir kişiliğin katılımıyla pratikte de anlam kazanıyordu.

 

Süreç ilerledikçe sevincimizin yerini derin hayal kırıklığı aldı. ’77’de bana Abdullah Öcalan’dan farklı bir ruhsal şekillenmeye sahip olduğunu, kendi yöresinden bir çobanla yıllarca birlikte yaşayabileceğini, ancak Öcalan’la birlikte yaşamanın çok zor olacağını söylemişti. Bu sözleriyle sevgiden bir şey anlamadığını ve bir sevgi fukarası olduğunu göstermişti. Ankara’daydık ve ben Fatma’nın bana söylediklerini Kemal Pir’e anlatmıştım. Kemal’in öfkesi görülmeye değerdi. “Ne demek farklı ruhsal şekillenme? Biz sosyalistiz ve sosyalistler ortak bir ruhsal şekillenmeye sahipler. Abdullah Öcalan bir sosyalisttir, grubumuzun önderidir. O’nun ruhu bizim de ruhumuzdur. Eğer Kesire ayrı ruhsal şekillenmeye sahipse, o zaman bu kişinin aramızda ne işi var? Onun ruhu kendi özüne yabancılaşmış bir küçük burjuvanın ruhudur” demişti. Kemal Pir, Başkan Apo önderliğinde gelişen gruplaşmanın sosyalistlerin birliğini ifade eden bir gruplaşma olduğundan emindi. Geleceği bu grubun varlığında görüyor, özgür geleceğin bu grubun gelişmesiyle fethedileceğine inanıyordu. Öcalan’ın yaratıcı önder kişiliği ona bu güveni veren ve inancını pekiştiren nedenlerin başında geliyordu. Dolayısıyla Öcalan’a bu tür bir yaklaşımı özenle ele alıp değerlendirmek ve bu yaklaşımın gerisinde daha farklı nedenler görmek gerekiyordu. İyi niyetten yoksun biri ancak bu tür sözler söyleme cüretini gösterebilirdi. Yaklaşımı buydu.

 

Kemal ile son olarak ’78 yılında karşılaştım. Yer Diyarbakır’dı. Başkan Apo Ankara’dan Diyarbakır’a taşınmıştı. Kendi deyişiyle yaptığı belalı bir evlilikle Ankara’dan Diyarbakır’a uçmuştu. Kemal tedirgin ve Fatma söz konusu olunca her zamanki gibi öfkeliydi. “Bu kadın Abdullah arkadaş dahil hepimi zi aşağılıyor, bizi basit ve ilkel insanlar olarak görüyor” diyordu. Kemal Pir gibi devrimcilikle gurur duyan, insanın sosyalizmle insan olduğuna inanan, sosyalist kimliği ve kişiliğinden emin olan bir arkadaşın bu aşağılanmayı basite alıp geçiştirmesi asla düşünülemezdi. “Kim ilkel? Burjuvalar mı, sosyalistler mi? İlkel olan onun gibi burjuvalardır” diye devam ediyordu. Konuşmasını şöyle sürdürmüştü: “Bütün arkadaşlar bu durumdan çok rahatsız. Hatta Cemil arkadaşın bir tezi var: Türkiye’de ilginç bir örgütlenme sistemi olduğunu söylüyor. Örneğin subayın oğlu subay, polisin oğlu polis olmak ister diyor. Babası ajan olduğuna göre kızı da ajan olabilir diye düşünüyor. İkimiz de bu kişinin yaptıkları karşısında çıldırma noktasına geldik. Bunu ortadan kaldıralım diye düşündük, ama sonra vazgeçtik. Abdullah arkadaş bu kişiye tahammül ettiğine göre bir bildiği var dedik. Ayrıca arkadaşlardan gizli iş yapmak komploculuk olurdu. Bu yüzden düşündüğümüzü uygulamadık.” Daha demin söylenmiş gibi bunları söylediğini hatırlayabiliyorum.

 

Kemal Pir’in yoldaşı olmak kolay değildir

 

Hiç abartmadan, hatta Kemal Pir’in sözlerini yumuşatarak yazıyorum. Fatma’yı karalamak gibi bir niyet taşımıyorum. Kemal Pir kişiliği üzerinde duruyorum. Kuşkusuz Kemal Pir bunları anlatırken, gayesi benimle dertleşmek değildi. O tam bir örgüt ve dava adamıydı. Böylesi basitliklere tenezzül etmezdi. Geleceği ilişkin kaygılar taşıyor, Fatma’nın örgütü çok zorlayacağından çekiniyor, sorumluluk duygusuyla durumdan beni de haberdar ederek tedbirli olmamı istiyordu. O zaman da bunu böyle algıladım diyemiyorum. Bu yüzden bu konuşmayı kendime sakladım. Fatma ile ağırlıkla onun baskın çıktığı çatışmalarımız oldu. Buna rağmen bu konuşmayı asla gündemleştirmedim, Kemal’in değerlendirmelerini kullanarak Fatma’yı zorlamayı aklıma bile getirmedim. Ahlaki açıdan bunu doğru bulmadım. III. Kongre sürecinde Fatma hakkında soruşturma açılınca, biraz çekinerek de olsa, Kemal Pir’in konuşmalarını Başkan Apo’ya aktardım. Çekiniyordum, çünkü Kemal şehit düşmüştü. Ama Cemil Bayık arkadaş sağdı ve beni doğrulayabilirdi. Nitekim öyle oldu.

 

Başkan Apo’nun avukatlarıyla 12 Ağustos tarihli görüşmesinin notlarından aktarıyorum: “72’de sanırım Newroz günüydü. Bir öğrenci evinde Kemal de vardı. Yarım saatlik bir konuşma yapmıştım. Kemal o toplantıdan büyük sonuçlar çıkardı, beni anladı, benimsedi, pratikleştirdi. Büyük bir eylemin sahibi oldu. Ölüm orucu onun büyük eylemidir. Saygılıydı. Hatalarımda bile, -örneğin- Kesire olayında “arkadaş böyle diyorsa bir bildiği var” diyordu. Hatalarıma bile boyun bükmüştür. Öne çıkarmamıştır. Bu bir arkadaşlık, yoldaşlık yaklaşımıdır. Ama nerede bizim anlı şanlı Kürtçülerimiz? Bu yaklaşıma anlam verin diyorum. Yoksa emekleriniz boşa gider. Ben bunları size, herkese anlatıyorum.” Şehitten daha kanıtlanmış bir devrimci kişilik olabilir mi? Kemal Pir gibi ölümsüz bir şehidimizin Önderliğe bu bağlılığı hepimiz için şaşmadan izlenecek en görkemli örnek olmalıdır. Emeklerimizin boşa gitmemesini istiyorsak, Kemal Pir gibi bir Önderlik bağlılığıyla yaşamak zorundayız.

 

Belki fark edilmiştir: Bu yazı boyunca Kemal Pir adını zikrederken, arkasına yoldaş sözcüğünü yerleştirmekten bilerek kaçındım. Zira Kemal Pir’in yoldaşı olmanın hiç de kolay bir iş olmadığını iyi biliyorum. Yine biliyorum ki, Kemal’in yoldaşı olmak cesaret ve yiğitlik ister, yaratıcı çaba sahibi olmayı ve emek kahramanı haline gelmeyi ister, bir fırtına gibi esmeyi ve düşmanlarının bile saygısını kazanacak bir pratik içinde bulunmayı emreder, halkı yürükten sevmeyi ve onun emrine girmeyi gerektirir; sade yaşamayı, açık olmayı, kendini bilmeyi, gerçekten ve adaletten sapmamayı, bireyci ve bencil davranmamayı, başarma ve kazanma kaygısından başka kaygı taşımamayı, uğrunda ölümü göze alacak kadar yaşama bağlı olma ve saygı duymayı, ilkeden taviz vermemeyi, özgürlük yasasını her türlü yasanın üstünde tutmayı zorunlu kılar. Yoldaşlık kutsaldır; Kemal Pir’in yoldaşı olmak bu kutsallık ölçüsünde yoldaşlığa değer vermek ve gereklerini yerine getirmekle mümkündür.

 

Kemal Pir’i biraz olsun anlatmaya çalıştığım bu yazıyı yazarken, elinde keman kirişiyle ‘kardeş katli’ fermanını infaz etmek isteyen bir cellada benzettiğim Osman’ın bir yazısı ulaştı. Efendilerini memnun edecek bir edayla, Başkan Apo’nun dönemsel politikalarını yanlış bulduğu için örgütten ayrıldığını iddia ediyor. Bununla da yetinmiyor; Kürt Halk Önderini karalamak ve gözden düşürmek için Apocu hareketini cümle düşmanlarının bayatlamış tezlerine sarılıp onları tekrar ediyor. Kuşkusuz Osman sadece kendi bildiklerini dillendirmiyor; emperyalistler, işbirlikçiler, cümle uşak ruhlu kimseler Osman’ın ağzından kendilerini konuşturuyorlar. Suflörler sahne gerisindeler ve söylemek istediklerini Osman’a dikte ettiriyorlar. En azından Osman, kimlerin kendisinden ne istediğini bilerek yazıyor. İhanet hançeri Osman’ın eline tutuşturulmuştur. ‘Kraemer, Kraemer’e karşı’ derken bunu kastetmiştim. Yazılıp çizilenler de bunu doğruluyor. ABD’nin bir Öcalan’ı diğe riyle bitirmek istediği ifade ediliyor.

 

Bu noktada dönüp Kemal Pir aynasına bakarak Başkan Apo’nun söylediklerini hatırlayın: “Kemal Pir hatalarıma bile boyun bükmüştür, (hatalarımı) öne çıkarmamıştır. Bu bir arkadaşlık, yoldaşlık yaklaşımıdır.” Osman’ın neler yumurtladığını da düşünün: “Başkan Apo’nun dönemsel politikalarını yanlış bulduğum için örgütten ayrıldım.” Şimdi ikisi arasında bir karşılaştırma yapın: Birincisinde sadakat, ikincisinde ihanet var. Sadık, Arapça bir sözcüktür ve Arapça’da yoldaş sözcüğü sadık kökünden türetilmiştir. Yoldaşlık yapan kişi sadıktır, merttir, kadirşinastır, kara gün dostudur, vefakardır, sevgi doludur. Hain ise fitne fesat kumkumasıdır, gammazdır, karalayıcıdır, düzenbazdır, madrabazdır, namerttir, müptezeldir, namussuzdur.

 

Başkan Apo kardeşlerini kendisi seçmedi, seçemezdi. Ancak yoldaşlarını kendisi seçti. Önemli olan budur. Kürt Halk Önderi’nin Kemal, Haki, Mazlum, Hayri, Ferhat, Zilan ve Beritan gibi her biri birer insanlık abidesi olan yoldaşları var. Bunlar tarihe mal olmuş ölümsüz kişiliklerdir. Belirleyici olan onlardır.

 

Zor bir dönemden geçiyoruz. Tarihsel Kürt ihaneti, sistemin emperyal güçlerini de arkasına alarak, hükmünü bir kez daha icra etmek istiyor. Uluslararası komplo yeni bir ivme kazandırılmış olarak sürdürülüyor. Devrimin kazanımları bitirilmek isteniyor. Bir zamanlar en yakınımızda olanlar bizi sırtımızdan hançerliyorlar. Bunun öyle yadırganacak bir yanı yoktur. İhanet size uzak birinden değil, en yakınınızda duran kişiden gelir. Sırtınıza saplanan hançer en yakınınızdaki adamın ‘puşt zulası’nda gizlenmiştir. İlginçtir, ‘puşt’ sözcüğü neyi ifade ediyor diye sözlüğe baktım. Kürtçe kökenli bir sözcük olduğunu öğrendim. ‘Pışt=arka, geri’ kökünden türetilmiş. Küçük erkek çocukları başka erkeklere kullandırtan namussuzları anlatıyor. Yeni işbirlikçi ihanet takımını puştlar sürüsü biçiminde adlandırmak yerindedir. Bu ekip kanla kazanılmış tüm değerlerimizi başka güçlere peşkeş çekmeye çalışıyor. Bundan daha aşağılık bir puştluk olur mu?

 

Ahmed Arif bir şiirinde, “Dört yanım puşt zulası/ Dönerim, dönerim çıkmaz” der. Bireysel bir durum gibi algılansa da, şairin burada anlattığı durum geneldir, Kürt’ün eski durumudur. Kürt’ün kimlik ve özgürlük arayışı her defasında puşt zulası denilen iç ihanet çıkmazıyla karşılaşmış, bu çıkmaz aşılamadığı için her özgürlük girişimi yenilgiyle sonuçlanmıştır. PKK’nin büyük başarısı bu puşt zulalarını açığa çıkarması ve bunları aşarak özgürlük yürüyüşünü sürdürebilmiş olmasıdır. İtler ürümüş, ama özgürlük kervanı yürümeye devam etmiştir. Bugün de yine böyle olacak; demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemiz mutlaka zafer kazanacaktır.

 

Bunun için yeterli güç kaynaklarımız vardır. Şehitler, halkımızın mücadele azmi, meşru savunma güçlerimizin kararlı direnişi ve bütün değerlerimizin bileşkesi olarak Önderlik gerçeğimiz yenilmez güç kaynaklarımızdır. Tek başına Kemal Pir’in ölümsüz anısına bağlı kalma bile zafere ulaşmak için yeterlidir.

 

Kaynak: SERXWEBUN

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.