KEMAL PİR AYNASINDA GERÇEĞE BAKMAK
KEMAL PİR AYNASINDA GERÇEĞE BAKMAK
1972 yılı sonbaharıydı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin güz sınavları tamamlanmıştı. Başkan Apo ile işte bu sınav sürecinde tanıştım. Kendisi cezaevinde olduğu için yaz dönemi sınavlarına girememiş, sonbaharda sınava girip iyi bir not ortalamasıyla sınıfı geçmişti. Benimle konuşmak istediğini söyledi. Cebeci’den çıkarak yaptığımız uzun yürüyüş boyunca bana kendi görüşlerini aktarmıştı. Düşünce sistematiği mükemmeldi. Anlattıkları karşısında büyük heyecan duymuş ve bunu kendisine de açıklamıştım. Bir süre sonra beni kaldıkları eve çağırdı. Kemal Pir ile orada karşılaştım. Haki Karer de aynı evde kalıyordu. Bu bir öğrenci eviydi. Karakalemle iyi portre çizen Fehmi adında bir öğrenci, evde kalan herkesin portresini çizip duvara asmıştı. Doğal olarak burada kimlerin kaldığını ilkin bu portrelerden öğrendim. Daha sonra her biriyle bizzat tanışma olanağı buldum.
Kemal bambaşka bir insandı; eşi kolay bulunmaz bir devrimciydi. Bütün yaşamım boyunca, Başkan Apo dışında, Apocu hareket içinde beni en çok etkileyen kişi Kemal Pir oldu. Etki saygınlık telkin eder ve saygı duyulan kişiyle aranızda bir mesafe oluşur. Ancak Kemal’in üzerimdeki etkisi öyle kendisine mesafeli durmama yol açan ağır bir etki değildi. Tersine bir başka arkadaşla bu denli kaynaşmadım. İnsanlarla rahat kaynaşma aslında Kemal’in belirgin özelliklerinden biriydi. Herkes O’nun yanında kendini çok rahat ve son derece güçlenmiş hissederdi. İnsana güç verme onun diğer önemli bir özelliğiydi. Bu nedenle onu hep enerji toplayıp dağıtan bir dinamo olarak düşünürüm.
Hiç unutmuyorum: Ordu’nun ilçelerinden birinde tutukluyken, dışarıdan bir grubun müdahalesiyle cezaevinden kaçmış ve Dersim’e ulaşmıştı. Kısa bir süre birlikte kaldık. Her zamanki gibi coşkuluydu. Kendisi de bir Karadenizli olduğu halde, Karadeniz insanına yabancılık duyduğunu söylüyor, bu bölge insanının politikaya ilgisinin çok zayıf olduğunu belirtiyordu. Buna karşılık Kürt insanı daha politikti; toplumsal sorunlara ilgi duyuyor ve tartışmalara katılım sağlıyordu. Kürdistan’ı ve Kürt halkını çok özlemişti. Bunu her halinden yansıtıyordu. O halk için, halklar için yaşıyordu. Halka olan özlemi elbette halk için çalışmaya duyduğu özlemdi.
Konuşmamızda dikkatimi çeken şey, tutukluluk yaşamına duyduğu tepkiydi. “Cezaevinde kalmak benim için dayanılır gibi değil. Hep aynı yüzlerle karşı karşıya geliyorsun. Oysa ben günde yüz değişik sima görmesem, en az elli ayrı insanla görüşüp konuşmasam dayanamam. Artık bir daha cezaevine girmemeliyim. Yakalanma gibi bir durumla karşılaştığımda direnerek ölmeliyim. Benim ölümüm iş yapmalı” diyordu. Ne var ki, o sürekli eylem halinde olan bir devrimciydi; tehlikenin onu gölgesi gibi izlemesi son derece doğaldı. Nitekim bundan sonra bir kez daha yakalandı. Ancak nakledildiği Urfa Cezaevi’nde, üstelik kaldığı koğuştaki adli tutukluları da peşine takarak yine kaçmasını bildi. Hapishanenin beton duvarları bile bu yiğit insanı uzun süre dar bir mekan içinde atıl tutmaya yetmiyordu.
İnsanı etkileme ve insanlara güç vermede hiç kimsenin Kemal Pir kadar etkili olabileceğini düşünemiyorum. Aradan yıllar geçtiği halde bu kanım hiç değişmedi. Bunun bir nedenini onun yüksek çözümleme gücüne bağlıyorum. Konuştuğunda, “Keşke şu anda bir teyp olsaydı da değerlendirmelerini kaydetseydim” derdim. Değerlendirmeleri belli bir hazırlığa dayanmazdı. Yoğunluğu sürekliydi ve bunu anlık olarak yansıtırdı. Gelişmeleri tam bir açıklıkla izah eder, yaptığı çözümlemeyle kişiye kendi yerini gösterir, neler yapabileceğini ya da yapması gerektiğini ortaya koyardı. Kanımca onun ender tanık olunan müthiş ikna gücü buradan geliyordu. Üzerindeki kalın kara örtüyü kaldırıp gerçeği gösterme ustalığı gerçekten büyüleyiciydi. Kısaca Kemal Pir dev bir projektörün karanlık sahneyi aydınlatması gibi gerçeği aydınlatıyordu.
Tek kişilik bir orduydu Kemal Pir
Kendi deneyimlerimden de bilirim. Muğlaklık oldukça ürkütücüdür; kişiyi güçsüz kolan şey gerçekler karşısında düşüncede yaşadığı muğlaklıktır. Muğlak olduğumuzu söylerken, kafamızın karışık olduğunu anlatmak isteriz. Dolayısıyla aydınlanan insan, bir bakıma düşüncede muğlaklığı aşan insandır. Kişi bir olguyu çevresindeki öteki olgularla ilişkileri ve çelişkileri içinde kavradığı anda müthiş güç kazandığını hisseder. Nereden geldiği açıkça ve tüm yönleriyle biliniyorsa, hiçbir tehlike insanı ürkütmez. Tedbir de ancak muğlaklığın aşıldığı koşullarda mümkündür; koşullar tüm çıplaklığıyla bilinmeden, sonuç alıcı tedbirler geliştirmek söz konusu olamaz. Dolayısıyla Kemal tehlikeyi olduğu kadar onu savuşturma tarzını da gösteriyor, böylece insanı olası bir tehlike karşısında donanımlı hale getiriyordu. Somut koşulların somut tahlilinin sağladığı donanım en sağlam donanım demekti.
Güç çoğu durumda ezicidir. Güçlü bir insan karşısında bulunan daha zayıf biri bir eziklik duygusuna kapılabilir. Güç v e birikim saygı doğurur, ama aynı ölçüde sevgiye yol açmaz. Hele güçlü olan bilinçli bir şekilde karşısındaki insana kendi gücünü hissettirmek isterse, yarattığı saygınlığı bile yok edebilir. Kemal Pir’le ilişki kuran insanlar onun yanında asla böylesi duyguları yaşamazlardı. Eşitler arasında birinciliğe tartışmasız olarak Kemal’i yerleştirseler de, kendilerini onun eşiti olarak görürlerdi. Kendinde biten her şeyi bir başkasına aktarmak, kendi eşitini yaratmaktır. Eşitlikçi insan cömerttir, vermek suretiyle zenginleştiğinin farkındadır. Ancak bağımlılık duygusunu aşmamış biri cimridir; kendisinde varolanı sunduğunda bağımlılık ilişkisinin son bulacağını bilir. Bu yüzden bağımlılık ilişkisini bitirmeyecek ölçüde gerekli olanı vermekle yetinir; geri kalanı kendine saklar. Kemal Pir mükemmel bir özgürlükçü ve eşitlikçiydi, bir hizmet adamıydı ve kendinde olanı vermekten zevk duyuyordu.
Kemal Pir yanımızda olduğu zaman, bizler kendimizi asla yenilmeyecek bir ordunun neferleri gibi görürdük. Üzerimize kim gelirse gelsin bizi asla yenemez diye düşünürdük. Kemal Pir’i tanıyan her insan bu duyguyu mutlaka yaşamıştır sanırım. Çevremizde son derece ürkek insanlar da vardı. Bunlar genellikle yanımızda fazla kalmak istemezler; tartışmalara başladığımızda bulunduğumuz ortamı terk ederlerdi. Ancak aynı insanların Kemal ile saatlerce hiç sıkılmadan konuştuklarına tanık oldum. Kemal Pir’in onları devrim için harekete geçirebileceğinden hiç kuşkum olmadı. Nazım Hikmet’in bir şiirinde Antep direnişi kahramanı Karayılan’dan söz ederken, “Karayılan, Karayılan olmadan önce korkaktı” der. Ben de bu sözden yola çıkarak diyorum ki, kişi eğer korku güdüsünü alt edememişse, Kemal’le henüz karşılaşmamış demekti. Onunla karşılaştıktan sonra korku duygusunu yenememiş tek bir insan bile tanımıyorum. Herkese güven veren, güven ölçüsünde güç aşılayan ve kendi coşkusuna ortak edip devrim seline katan Kemal Pir gibi devrimcilere bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Günde yüz değişik sima görmeyince rahatsızlık duymak, günde en az elli farklı insanla konuşmayınca kendini iş yapmamış saymak! Kemal Pir’in devrimci çalışma anlayışı ve ahlakı işte buydu. Hepimiz devrimci olduğumuzu iddia eder, bir devrimcinin boş vakitlerini değil tüm zamanını devrime vermesi gerektiğini söyleriz. Oysa bu işin lafzıdır, söylediklerimizle özünde çelişen bir pratik duruş sergileriz. Adeta bir rastlantı eseri olarak devrim ortamına savrulmuş gibi coşkudan yoksun, moralsiz, heyecansız, inançsız bir yaşam çizgisinde seyredip gideriz. Tabii devrimcilik sizin için gurur duyduğunuz bir yaşam tarzıysa, tarihsel bir davanın adamıysanız ve amaca sımsıkı kenetlenmişseniz, böylesi itici bir konuma düşmeniz beklenemez; tersine her zaman Kemal Pir gibi mutlaka kazanıcı bir konumda olursunuz. Yaşamınızın her saniyesi dopdolu ve üretkenlikle yüklü olarak geçer, her anınız zafer anı olur.
Kafaları ve kalpleri fethetmek, boyun eğdiren bir fatihin asla başaramayacağı bir şeydir. Koca surları yıkıp demir kapıları kıran fatih, girilmesi en zor kaleleri fethedebilir. Ama asıl fetih zora başvurmadan beyinler ve yüreklerin kapılarını açmasını bilmektir. İnsanın ruhu kapıları ziyaretçilere açık bir müze değildir ve sevgiyle yaklaşıldığı kanıtlanmadıkça her önüne gelene açılmaz. Kemal Pir bir beyin ve yürek fatihiydi. Onunla olma şansını yakalayan herkes, kısa bir sürede beyninin ve yüreğinin anahtarlarını kendisine teslim ediyordu. Çünkü o halklarımıza ve insanlığa derin bir sevgiyle bağlıydı. Seven sürekli hizmet etmek ister ve sevmek sevdiğini güçlendirmektir. Kafaları ve kalpleri kazanmak, kendisine sevgiyle bağlandığımıza güç vermektir. İnsana güç vermeyen bir kişi, insanları sevdiğini iddia edemez. Gerçek halk sevgisi halkı güç yapan, aynı anlamda onu örgütlü olmaya ve haklarını aramaya yönelten sevgidir. Sevgi eğer özgürleştiriyorsa sevgi adına hak kazanır.
Yerini bulan sözün gücü her türlü silahın gücünden daha üstündür
Başkan Apo’nun özellikle son dönemde Kemal Pir kişiliğine sürekli vurgu yapması ve yoldaşlıkta Kemal Pir örneğinin izlenmesi gerektiğini belirtmesi boşuna değil. Günde en az elli insanla görüşüp konuşmayı ve ideolojik gıdalarını aksatmadan vermeyi bir yana bırakın, bazen eğitime büyük ihtiyacı olduğu halde yanımızdaki insanla ilgilenme ihtiyacını bile duymadığımız olur. Ardından bu insan zafiyet gösterip bir olumsuzluğa düştüğünde hemen kendisini suçlarız. İğneyi bize muhtaç insana batırırken, kendimizi çuvaldızdan bile esirgeriz. Bu yaklaşımın Kemal Pir’i izlemekle bir ilgisinin bulunmadığı kesindir. Kemal’in bize şu gerçeği kanıtladığı inancındayım: Aslında zayıf insan yoktur, güçlenmesi gereken insan vardır. Kendisini gerçekleştiren insan, Başkan Apo’nun deyişiyle, atom bombasından daha etkili bir güçtür. Bu da öncelikle bir bilinçlenme işidir. Bilinç ise emekçilere dışarıdan götürülür. Öncüye duyulan ihtiyaç da esas olarak buradan kaynaklanır. Bilinç taşırmak ve moral güç aşılamakla yükümlü olanlar kendi asli görevlerine uygun davranmak, yani insan kazanmakla mükelleftir. Bir insanı kaybetmişsek, bunun nedeni kaybedilenin güçsüzlüğü değil, o insanı kazanması gerekenin bunun çabasını göstermeyişidir.
Kemal Pir öncelikle bir propagandacı ve ajitatördü. Propaganda ve ajitasyon gerçeği açıklama, yanlışları teşhir etme ve doğru olanı egemen kılma çabasıdır. Düşünce özgürlüğünü istemek, propaganda ve ajitasyon yapma hakkını talep etmek demektir. Yerini bulan sözün gücü her türlü silahın gücünden daha üstündür. Dolayısıyla düşünmek; konuşmak, ‘karnında söylenecek sözü’ olmak anlamına gelir. Halk deyişiyle Karadeniz’de gemileri batmış adam gibi elini çenesine dayayıp hülyalara dalmak düşünmek sayılmaz. Çenesini yormayan adamın bir düşüncesi yoktur. Söze değer biçmeyen biri, istediği kadar aktif görünsün, gerçekte ataletin kollarında gaflet uykusuna dalmıştır. Kemal Pir mahkemedeki savunmasında, “biz bir insanı kazanmak için gerekirse üç saat, gerektiğinde üç yüz saat konuştuk” derken bu gerçeğe işaret ediyordu. Demek ki, bir insanı kazanmak için konuşmak, yani dil dökerek ikna etmek şarttır. Düşünmeden, düşündüğünü başkalarıyla paylaşmadan, aynı anlama gelmek üzere değiştirilmesi gerekeni ortaya koyup değişmenin yolunu ve yöntemini göstermeden, örgütlenme ve eylem olmaz. Düşünmek, eylemli olmaktır. Eylemin kaynağı ise halktır. Halka gitmek, halkı kendi gerçekliğinin bilinciyle donatmaya gitmektir. Kemal Pir böylesi bir eylem adamıydı. Ne yazık ki bugün devrimcilerin bu yöntemini islamcı geçinen güçler kullanıyor ve üstelik başarı kazanıyorlar. Ama demokratik denilen güçler ayaklarını da, çenelerini de yormak istemiyorlar. Avam kısmıyla haşır neşir olmak herhalde küçük burjuva gururlarına dokunuyor.
Devam ediyorum. Kemal Pir PKK’nin kuruluş toplantısına katılamadı. Çünkü o sırada cezaevindeydi. Merkez Komite üyeliği gibi bir göreve de seçilmedi. Başka bir deyişle hiçbir zaman yetkilerle donanmış bir devrimci olmadı. Dolayısıyla yetersiz kaldığında yetkisizlikten şikayet edip günahları buraya yüklemedi. Yetki devrimciliğine asla tenezzül etmedi, koltuk ve mevki sevdasına düşmedi. Onun için belirleyici olan halka, partiye ve yoldaşlarına karşı sorumluluğuydu. Bu açıdan Kemal sorumlu devrimciliğin en seçkin örneğiydi. Hep emreden konumda olmak isteyen veya emir verecek birilerini arayan insan özünde pasiftir, edilgenliğe mahkum olmuştur, sorumluluk duygusu zayıftır. Hizmetine girdiğiniz güç en büyük emir gücüdür. Halka hizmet etmekten söz ediyorsanız, aslında gerçek emir gücünü de tarif ediyorsunuz demektir. İhtiyaçların dilini okumasını bilmek, emrin ne olduğunu öğrenmekle aynı anlamı taşır. Tepesinde korkuluk gibi dikilmiş birinden her an emir bekler duruma düşmeden, kendi halkının ve insanlığın özlemleri ve istemlerini karşı gelinmez en büyük emir gücü olarak görüp yaşamak, Kemal Pir tarzı yaşamanın özüdür. İnsan Kemal Pir’in manevi komutasını her an yanı başında hissett ikçe, herhangi bir yerden emir ya da direktif almaya ihtiyaç duymadan ne yapacağını bilir ve gerekeni yapar.
dewam…